Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Ana sayfaya Dön // Düşünce
KARAKOÇ ANKARA'YA NEDEN GİTMEDİ
31 Aralık 2011 Cumartesi Saat 00:14
Yusuf Kaplan, “Sezai Karakoç, ille de Ankara’ya bir şey almak için gidecek idiyse, Hacı Bayram Velî’den el almak için giderdi sadece” dedi.





Şair Sezai Karakoç’a Cumhurbaşkanlığı tarafından “devlet onur ödülü” verilmesi konusunu köşesine taşıyan Yusuf Kaplan, “Sezai Karakoç, ille de Ankara’ya bir şey almak için gidecek idiyse, Hacı Bayram Velî’den el almak için giderdi sadece” dedi.
Yeni Şafak yazarı Yusuf Kaplan bugünkü yazısını büyük şair Sezai Karakoç’a ayırdı.

İşte Kaplan’ın o yazısı:

Üstad Sezai Karakoç’a Cumhurbaşkanlığı tarafından “devlet onur ödülü” verileceği haberini, Almanya’dayken, Cumhurbaşkanlığı’ndan aradıklarında öğrendim. Ödül töreni gününden bir gün önce dönecektim Türkiye’ye. Telefondaki kişiye, “Sezai Bey, törene katılmayacağına göre, benim katılmamın ne anlamı olabilir ki?” dedim. “Nasıl bu kadar emin olabiliyorsunuz ki?” diye sordu telefondaki ses.

Birkaç saniye düşündükten sonra şöyle cevap verdim telefondaki ses’e: “Nazik davetiniz için teşekkür ederim; ama çağrısını kuran bir çağlayanın, çağını da kurması için sürgit yolda olan, çağın ağlarını aşmak için ân be ân yol alan, çağın bağlarını kırmak için gün be gün yılmadan, usanmadan yol açan bir küheylânın ödülünü verebilecek bir kimse veya kurum tanımıyorum bu dünyada.O yüzden, Sezai Bey’in törene geleceğini sanmıyorum.”

***

Üstadın Çankaya’daki ödül töreni davetine icabet etmesi, çok absürd kaçardı; böyle bir şey, zihnimizdeki, gönlümüzdeki, dünyamızdaki Sezai Karakoç anıtını yıkardı: Çünkü Sezai Karakoç, Türkiye’den çok daha fazla bir “şey”di: Sezai Karakoç, ille de Ankara’ya bir şey almak için gidecek idiyse, Hacı Bayram Velî’den el almak için giderdi sadece.

Elbette ki, Sezai Karakoç, pek çok şairden, düşünürden, öncüden daha fazla bu ülkenin şairi, bu ülkenin mütefekkiri, bu ülkenin oluş, varoluş ve diriliş çilesinin öncü eriydi. “Anadolu kıtası” büyüklüğündeki medeniyet coğrafyamızın özetlendiği derin topraklarında köksalan bereketli tohumları, bu tohumları vareden hava, su, rüzgâr ve fırtınanın kozmik dansının kanatlandırıcı diriliş ruhu, derin ve silinmez izler bırakmıştı üstadın şiirinde, düşüncesinde ve hayatında.

Pek az şairin, düşünürün, öncünün nasipdâr ve nasibyâb olabildiği, kana kana, doya doya içebildiği “doyumsuz su”yu tadabilmiş; bu “su”yun taşıdığı, taşırdığı, vecd yaşattığı diriltici ruhu iliklerine kadar hissedebilmiş, soluyabilmiş; bu hakikat özsuyu’nu hayatına, sanatına, fikriyatına nakşedebilmiş, nebevî soluğun mirasçısıydı Sezai Karakoç.

***

Sezai Karakoç, İstanbul’un olduğu kadar Şam’ın da, Bağdat’ın da, Kahire’nin de, Fas’ın da, Kurtuba’nın da, Herat’ın da, Kudüs’ün de, Yemen’in de ve hepsinden önemlisi de cömert Mekke’nin ve nursaçan Medine’nin de şairi ve düşünürü, öncü ve önaçıcı eriydi.

İstanbul’un, Dıyar-ı bekir’in, Erzurum’um, Urfa’nın, Mardin’in, Bursa’nın, Edirne’nin ve Van’ın olduğu kadar İslâm medeniyetinin öksüz, yetim ve kimsesiz şehirlerinin de bir gün diriliş ruhuyla donanacağı zamanların kıyamet aşılarını hazırlıyor, yapıtaşlarını döşüyor, hamurunu karıyor, insanlığa yeniden hakikat medeniyetinin diriltici bir ruh üfleyeceği hakikat gökkubbesinin sarayını örüyordu usta bir mimar, yılmaz bir gönül, ruh ve zihin fatihi, sarsılmaz bir muştunun mütevazi ama delişmen, alçakgönüllü ama üretken, her ân hicrete hazır, her an doğuma gebe, her zaman akabe ruhuna sadık, her an dağın çağrısına kulak kesilen, her zaman firavunlara, nemrutlara, bütün zalimlere meydan okuyan bir Musa, bir İbrahim, bir Rahmet peygamberi çağrısına çağırabilecek incelikli ve çileli bir dile sahip çağdaş bir sahabe/ydi.

***

Sezai Karakoç’a, Sezai Karakoçlara bu dünyada ödül vermek kimin haddine! Elbette ki, teşekkürler Gül’e; “kendisinin fikrî oluşumunda büyük role sahip olduğunu” söylediği Sezai Bey’e kadirşinaslık göstererek ödül veren Cumhurbaşkanı Gül’e.

Sezai Karakoç’a çeyrek asırdır mevta muamelesi yapıldı. Ama onun yüce şiarları özümseyen şuurunun şiiri, sarsılmaz duruşunun dili, yerle gök arasında hakikat kıvılcımı çaktıran engin ve öncü medeniyet fikri, bu dünyada ödüllendirilemeyecek kadar kutlu bir çilenin, bir diriliş ve varoluş çilesinin eseri. O yüzden, üstada, Nobel filan bile verseler, onu da elinin tersiyle iter, böylesine derin nefes alan, hepimize derin bir ruh üfleyen diriliş eri ve önderi.

Bu dünyada üstadın ödülü, olsa olsa, mevta muamelesi yapılan medeniyet fikrinin, bütün kuşakların kalbinde, beyninde, zihninde, yüreğinde nice güller, nice çiçekler açtırması, ektiği tohumların kuşaklar ve kuşaklar boyunca meyveye durmasıdır. Gerisi hikâyedir, elbette…

Bu yazı toplam 4911 defa okundu.
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.
Şu An Sitede
34 Kişi Online
SİTE ANKET
Sitemizi nasıl buldunuz?
Çok İyi
İyi
Orta
Kötü
Çok Kötü
DÜNÜN MANŞETLERi
ETKiNLiKLER  + Ekle 
ARŞİVDE ARA
ÇOK OKUNANLAR