Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Ana sayfaya Dön // Röportaj
Dergisiz Edebiyat Olmaz
12 Şubat 2011 Cumartesi Saat 11:23
Yazar Mustafa Uçurum'la şiir, edebiyat ve dergiler üzerine konuştuk





“Tenhalayın Kalbimi” adlı şiir kitabınızdan başlayan ve “Esmerliğime Bakma” adlı deneme kitabınıza uzanan çizgide yakanıza yapışan bir “tenhalıktan” bahsetmek mümkün. Nedir bunun sebebi?


Yaşamayı öğrendiğimden bu yana ister istemez yabancı bir yalnızlık beni kovalar oldu. Ne yaptıysam bu yalnızlıktan kendimi kurtaramadım. Baktım ki ben de alışmışım buna. Yalnız kalmak insanın kendini dinlemesi için büyük fırsattır. Hayat denen koşuşturmada bir de bakıyoruz ki insan en çok kendini ihmal etmiş. Başkaları için yaşarken insanın kendisi büyük bir yalnızlığın kucağına hapsoluyor. Ben istiyorum ki küçük kaçamaklarla insanlar kendilerine de vakit ayırabilsin. Alsın başını ıssızlıklara gitsin. Kendiyle baş başa kalsın. Çünkü bu karmaşada en çok ihmal ettiğimiz kendimize bu kadar haksızlık yapmamamız gerekiyor.


Bu sebeplerden ben de sık sık yalnızlığı arzulamıyor değilim. Bazen öyle zamanlar oluyor ki; “şimdi kalabalığım tenhalayın kalbimi” demek geçiyor içimden. Elbette bunu günlük yaşantıda dile getiremeyince de şiirler yetişiyor imdadıma.

Dergi çıkarmak ülkemiz şartları düşünülecek olursa pek de rağbet gören bir uğraş olarak görülmüyor. Fakat siz 1996’da Sivas’tan başlayan bir süreçte birkaç kez dergi çıkardınız. Martı, Polemik, Yitik Düşler, Tasfiye dergileri sizin de içinde olduğunuz dergilerdi. Dergilerle olan bu sıkı bağınızdan bahseder misiniz?

Dergileri çok önemsiyorum. Dergi demek, edebiyatın atan kalbi demektir. Dergiler edebiyatı canlı tutan en önemli etkenlerin başında gelir. Bizler edebiyat dünyasında olan bitenden dergilerin sayesinde haberdar oluruz. Bu sebepten dergileri çok önemli buluyorum.

Bir de dergilerin toplayıcılık özelliği vardır. Özellikle Anadolu’da dergi çıkarıyorsanız bu daha da önemlidir. Dergi adına bir araya gelmek, dergi için toplanıyor olmak yaşadığımız şehri bizim için daha da anlamlı kılıyor. Sivas’ta Martı’yı çıkarmaya başlarken sözümüz şu idi; “Biz dergimizi en çok da kendimiz için çıkarıyoruz.” Martı bizi derleyip toparladı, okuma, yazma gücümüze şekil verdi. Martı adına bir araya geldik. Dergiye gelen ürünler üzerine konuştuk, tartıştık. Bu uğraş, bizim okuduğumuz edebiyat bölümünü bizim için daha da anlamlı kıldı. Çünkü yaptığımız iş okuduklarımızı somutlandırmış oldu.


Dergisiz edebiyat olacağına kesinlikle inanmıyorum. Dergileri takip etmeden, dergilerde yazmadan bir şeyler yapabilmek de imkânsız görünüyor. Edebiyatla iç içe olduğum her dönemde hayatımın ortasında dergiler de yer aldı. Dergi çıkarmadığım zamanlarda da dergilerde yazarak bu boşluğu doldurmaya çalıştım.

Dergiler elbette beklenen ilgiyi görmüyor. Dergicinin halinden yine dergicinin anladığı bir çıkmazı yaşıyoruz. Sanki dergiler yalnızca edebiyat adamları için çıkıyor gibi bir kuru gürültüyle dergiler çok da açılım yapamıyorlar. Örneğin edebiyat öğretmenleri bile edebiyat dergilerinden bîhaberler. Hem de ne okuyan ne de yazan edebiyat öğretmenleri bunlar. Daha iyisini yapamıyorsan, takdir et ya da takip et. Bu erdeme ne yazık ki edebiyat öğretmenleri sahip değiller. Zaten sadece edebiyat öğretmenleri ilgilense, okusa, okutsa idi edebiyat dergileri şu an hayatımızın tam orta yerinde yer alıyor olacaktı.

Dergilerinizin önemli bir görevi de edebiyat dünyamıza yeni isimler kazandırmaktı. Birçok isim ilk ürünlerini sizin dergilerinizde yayınlamıştı. Bu sonuçlar sizi memnun ediyor mu?

Dergilerin çıkıyor olma sebeplerinden biri de zaten bu olmalı. Yalnızca şiirlerin, yazıların yayınlandığı bir mekân olmak dergi için kalıcı olma özelliği taşımaz. Bizim dergilerimiz bu anlamda birçok ismin ilk ürünlerini yayınladığı dergiler olmuştur. Martı’yı çıkardığımız arkadaşlarımızdan Recep Şükrü Güngör ilk öykülerini Martı’da yayınlamıştır. Cafer Keklikçi’nin, Mustafa Köneçoğlu’nun ilk şiirleri Yitik Düşler’de yayınlanmıştı. Hatta sizin de ilk şiirleriniz, öyküleriniz Polemik’te yayınlanmıştı. Bizde yazmaya başlayan arkadaşların hâlen yazıyor olmalarını görmek bize de mutluluk veriyor ve yaptığımız işlerin ne kadar doğru adımlar olduğunu görmemizi sağlıyor.

Mustafa Uçurum neler okur? Ne tür eserleri okumaya öncelik verir?


Şiir kitapları ve şiir üzerine yazılanlar önceliklerim arasındadır. El altı şiir kitaplarım vardır. Onlarsız yapamam. Edip Cansever, İsmet Özel, Turgut Uyar, Sezai Karakoç. Bunları sürekli elimin altında tutarım.

Mustafa Kutlu’nun her kitabını iple çekenlerdenim. Roman da okurum sık sık. Dünya edebiyatından ve Türk edebiyatından daha çok klâsik eserlere öncelik tanırım. 


Günümüzde romanlardan, tarih sayfalarından diziler yapılıyor. Hatta çoğu da gerçeğinden uzaklaşarak diziye dönüştürülüyor. Bu değişimi nasıl buluyorsunuz?


Romanların değişimine ilk başta pek sıcak bakmıyordum. Usta bir edebiyat adamının eserini izlenme oranı ve daha fazla kazanma hırsıyla değiştirmeleri bana ters geliyordu. Sonradan Osmanlı padişahları arasında en kudretli bir padişahı izlenme oranlarında büyük pay kapmak için kurban etmeleri romanlardaki değişimi normal görmeme sebep oldu. Romanlar ne de olsa kurgulanmış yaşantılardan ibaret olduğu için bir kez daha günümüz şartlarına göre kurgulanmasında sakınca yok dedim. Fakat iş tarih olunca durum değişiyor. Karşımızda gerçekler var, kurgu değil. Bu sebepten tarihi bir dizi çekiyorsanız gerçekleri çarpıtma hakkınız olamaz.

Şiirlerinize dönmek istiyorum. Son dönemde dergilerde yayınlanan şiirlerinizde epik şiirlerin yoğun olduğu görülüyor. Nedir bu değişim ya da bu savaş kime?                                       

İnsan zaten sürekli bir savaş halinde değil mi? Kendisiyle, dünyayla sürekli bir savaş içindedir insan. Şiir yazmak hayatla savaşmaktır. Önce kendini yenerek hayata karşı yürüyüşünü başlatmalı insan. Benim ilk savaşım da budur. Sonra bir direnişi kuşanır insan. Dünyada zulüm varsa –ki var- buna şairler duyarsız kalamaz. Kelimelerini bomba gibi salar zulmün üstüne. Ben de dünya böyle kırıla kırıla dönerken şiirimin sesini yükseltmek istedim. “karanlıkların ortasından başımı dik tuta tuta çıkmak için” ve “bir devrim densin diye benim her gelişime” şiirimin üzerine biraz savaş kokusu serpiştirdim. Duyarsız olmak kalbi ve şiiri öldürüyor çünkü. 

Bir şiirinizde “Sen kendini rüzgârdan sakın oğlum /  Kitaplarım sana emanet / Ben biraz savaşayım.” diyorsunuz.  Oğlunuza neden kitaplarınızı emanet ediyorsunuz? Ayrıca “biraz savaşmak” yetecek mi zulme karşı?


Herkes yaşadığından mesuldür. Nasıl yaşıyorsak öyle hesaba çekileceksek bende de dünyalık namına bol miktarda kitap var. Ayrıca bir oğula sağlam bir duruşun yanında onun hayata karşı duruşunu onaracak kitaplar bırakmak da en makbulü. Savaşmak bu çağa baktığımızda biraz da direnmektir. Bizim savaşımız kalabalıklarla. Bizi bizden uzaklaştıran her şeyle aslında. Bu savaşa bir yerden başlamak lazım. Elimizden geldiğince, dilimiz döndüğünce. Ben biraz başladım, gün olur ki Rabbim azımı çok eyler. 


Denemelerinizi bir araya getirdiğiniz “Esmerliğime Bakma” kitabınızdaki yazılara baktığımızda onların içinde de çağıldayıp duran bir şiirin sesi duyulabiliyor. Bu konuda ne söylemek istersiniz?

Denemenin öz kardeşi şiirdir. Şairlere de en yakışan, şiirden sonra denemedir. Ben denemelerimi yazarken şiiri de yanı başıma alırım. Şiirle yolumu aydınlatırım. Kelimelerime şiirle güç veririm. Sözün tıkandığı yerde bir şiir çıkar gelir, yolumu açar. Bu yüzden denemelerimde şiirsel söyleyişlere rastlamak mümkündür. Hatta bazı denemelerimin şiire yatkınlığı da bu yüzdendir.

Son olarak bir şiirle veda etmek isteseniz bize hangi dizeleri okursunuz?

“Kurumakta artık üstümde soluklanan nehir

Durunca, her yerde o bildik çığlık

Yürüdükçe dağ, taş köpüklü bir nehir

İyilik olsun diye dünya, dilimin ucunda sevmek

Çözüyorum düğümleri açılıyor yitirdiğim yollar

Allah şahit ya, melekler her yerde koruyor bizi.”

 

Zeynep Delav
Haber Kültür.Net
Bu yazı toplam 6988 defa okundu.
bilal sezgin
mustafa uçurum
Kardeşim Mustafa senin şiirlerin denemelerinden denemelerin şiirlerinde güzel ...
24 Temmuz 2011 Pazar Saat 01:35
Şu An Sitede
11 Kişi Online
SİTE ANKET
Sitemizi nasıl buldunuz?
Çok İyi
İyi
Orta
Kötü
Çok Kötü
DÜNÜN MANŞETLERi
ETKiNLiKLER  + Ekle 
ARŞİVDE ARA
ÇOK OKUNANLAR