Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Açıkgöz'ün Mem u Zin'i
27 Ağustos 2011 Cumartesi Saat 17:32
Mardin Artuklu ÜniversitesindenYrd. Dr. Selim Temo, Prof.Dr.Namık Açıkgöz'ün hazırladığı "Mem u Zin" adlı kitap üzerindeki kritiğini okuyucularımızla paylaşıyoruz...






Biz Kürt aydınlarının esasa yönelik her türlü itirazı, hemen merkezin çeşitli renklerdeki kalemlerince azarlanır. Bizden istenen şey, itiraz değil ifşadır. Zira ifşa, empati ve yüce gönüllülüğü efendiye bıraktığı için işlevseldir. Empati ve yüce gönüllülük, bir vazifeyi yerine getirme kıvancı sağlar. İfşacı ise, kabul görmenin “haklı” gururunu yaşar. Oysa olan biteni bu daireden çıkarmak, Vladimir ile Estragon’un sırtta taşıyan-sırtta taşınan zorunluluğundan kurtarmak gerekiyor.
Merkezin yönetim kolu da benzer reflekslere sahiptir ve Kürtleri muhatap almadığı “çözüm”e ilişkin attığı her adımda yanlış bilgilendirilmeyi esas alır. Bunun sonucunda ortaya çıkan “işi” takdir etmeyince de, kadir bilmemekle suçlanırız. Bu anlamda son örnek olarak Kültür Bakanlığı Yayınları arasından çıkan ‘Mem û Zîn’ çevirisi gösterilebilir. Söz konusu bakanlığa bağlı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, Kürt açılımının heyecanlı günlerinde benden görüş istemişti. Kürt edebiyatı alanında biraz çalışmış birisi olarak, Ehmedê Xanî ve Melayê Cîzîrî’nin eserleri ve dünyanın pek çok diline yapılmış çevirileri ile haklarında yazılmış onlarca şerh ve incelemenin listesini iletmiştim.


Merkezci refleks
Ancak açılımın milli birlik ve beraberlik projesine dönüşmesi üzerine, aşina olunan refleks nüksetti ve hiç Kürtçe bilmeyen, hatta Kürtçeyi dil saymayan bir isme, Prof. Dr. Namık Açıkgöz’e yaptırılan çeviri yayımlandı. Dünyanın hiçbir yerinde olmayan “dilbilim” anlayışını bir tarafa bırakarak belirtmek gerekir ki, böylesi bir çeviri ve çevirmenin yeğlenmesi, bildik devlet aklının, yani “gerekirse biz yaparız” tavrının devamıdır.
Kitabın künyesine bakıldığında, anılan yayınların 3273. kitabı olduğu görülür. Bakanlığın bastığı ilk kitap olması anlamlı elbette ama aynı kurumun bundan önce yayımladığı 3272 kitabın hiçbirinin Kürtçe olmaması çok daha anlamlı. Merkezci refleksin alicenaplığını bir an için kabul edip sayfaları çevirdiğimizde, Bakan Ertuğrul Günay’ın önsözüyle karşılaşırız. Bilindiği gibi bu tür önsözler genellikle özel kaleme yazdırılır. Gerçek her ne ise, birinci paragraftaki Anadolu yüceltmesi, yoruma kışkırtıyor. Zira Anadolucu yüceltme, sosyal demokrat partilerin kurucu ideolojiye dayanak yaptıkları restorasyonun bir tezahürüdür. Önsöze göre Anadolu’da üretilen ve kalıcılaştırılan kültür birikimi büyük ölçüde Türkçe. Ona şüphe yok da, vurgulamak neden? 3272 kitap bunu kanıtlıyor zaten. Ancak buradan yapılan çıkarım daha da ilginç. Buna göre, bu durum Kürtçe düşünce ve edebiyat “ürünleri”ni de özendirmiştir. Hayır efendim, bunu kanıtlayacak tek bir metin yok.


Kürtçe bilmek yeterli mi?
Çevirmenin önsözüne gelindiğinde ise, daha ikinci cümlede bir hatayla karşılaşılır. Zira ‘Mem û Zîn’in dayandığı ve dönüştürüme uğrattığı Memê Alan, bir halk hikâyesi değil, bir destandır. Belki de Xanî’nin mesnevisinin “edebiyat dairesinden” bakıldığında en önemli ve ayırıcı özelliği, Greco-Judaic, Hint-İran ve Cahiliye dönemine ait ya da kutsal kitaplarda geçen öyküleri nazmeden isimlerden farklı olarak yerel, hatta ulusal bir metni seçmiş olmasıdır. Üstelik kaynak metin deforme edilir ki, son derece “yeni” bir metin bilgisiyle karşılaşılmış olur.
Dünyada 100’e yakın ‘Mem û Zîn’ edisyon, çeviri, şerh ve incelemesi var. Yani ne çevirmenin ileri sürdüğü gibi Hemze Axayê Muksî ilk yayımcıdır ne de Bozarslan ikinci. Yine çevirmen 1968’deki çeviri için şöyle diyor: “Bozarslan, bu yayınında, bazı beyitleri yayınına dâhil etmemiştir” (özgün imla). Hayır, bu beyitler açılan üç davadan beraat etmesine karşın üçüncü baskıya kadar (1991) sansürlendi.
Klasik edebiyat, bir tür Ortadoğu Latincesidir. Hangi dilde yazarsa yazsın, klasik şair, Arapça ve Farsça sözcükleri kullanır. Yazdığı metindeki anadil ise, ancak üçüncü dil gibi görünür. Klasik şair, diğer “meslektaşlarıyla” aşağı yukarı aynı mazmun dizgesi ve kozmogoni bilgisi içinden yazar. Bu yüzden ehil kişi bir dili bilmese de, o dilde yazılan klasik bir metni bir ölçüde anlar, ama çeviremez. Hele ‘Mem û Zîn’ için bu imkânsızdır. Zira ‘Mem û Zîn’, kendisinden 98 yıl önce tamamlanmış olan Şerefname’deki algıyı varsaydığı toplumsal Kürt psikolojisi içinde alımlar ve yansıtır. Kullanılan sözcükler Arapça, Farsça ya da Türkçe olsa bile, gönderimleri farklıdır. Yine Türkiye Türkçesinde olduğu gibi Arapça ya da Farsça sözcükler lügat anlamlarından farklılaşabilirler. Sözgelimi “xelk” sözcüğü, Arapçada kullanıldığı gibi “yaratma -yaratılma” ya da Türkçeye yerleşmiş haliyle “halk” değil, insanlardır. Bu anlamda 118. beyitteki “Xelkê ku hebûn li rûyê ‘erdan” (orijinal metinde “erdî” deniyor, dolayısıyla çevrimi hatalı), “yeryüzünde bulunan tüm halklar” değil, “yeryüzünde bulunan insanlar”dır. Açıkgöz, Bozarslan’ın çevirisinden istifade ettiğini belirtiyor. Ancak çok fazla yararlandığını belirtmek lazım, zira Bozarslan’ın bazı yanlışlarını da tekrar etmiş: “Ez Dîcle me zenberî me berda” dizesini “Dicle’yim, ben zembereği bıraktım” şeklinde çevirmesi gibi. Oysa “Dicle’yim ben, zenberiyi bıraktık/ saldık” denebilir. Zira zenberi, o dönemde Dicle üzerinde yük ve insan taşıyan en hızlı gemi türüdür. Belirtmeden geçemeyeceğim bir şey daha var: 2618. beyitte “Bû rakibê Duldulê enamil” (düldül-i enamile süvari oldu) dizesini “Parmak uçlarının Düldülüne bindi” şeklinde çevirmek ilginç. Açıkgöz’ün yanlışları saymakla bitmez. Ancak bir dili bilmeden o dilin en ağır metinlerinden birini çevirme cüretini, yeterince açık bir çelişki olarak görüyorum.


Hiç Kürtçe bilmeden
Elbette Kürtçe bilmek, bir beyti ancak iki üç sayfada çevrilebilen klasik metinlerin çevirisi için yeterli değil. Klasik şiir bilgisi, metinlerin algılanması, anlaşılması ve çevrilmesinin önkoşuludur. Kürtçe bilip bu bilgiye sahip olmayanların aynı metnin çevirilerindeki yanlışlıklarda Açıkgöz’den geri kalır yanları yok. Metin dışı bilgiyi okuma ya da çeviriye aktarmak, edebi araştırmaların en yaygın olgularından biridir. Özelikle ‘Mem û Zîn’, çok sayıda yanlış okuma ve çeviriyle maluldür. Ancak Türkçeye yapılan yedi çeviri gibi diğer dillere yapılan bir ya da birden çok çeviriyi sayarsak, 50 civarındaki çeviri içinde hiç Kürtçe bilmeden yapılan tek çeviri Açıkgöz’ün çevirisi. Elbette nankörlük etmeden dünyada örneği görülmemiş bu “eser” için devletimize, bakanlığımıza ve çevirmenimize teşekkür etmeyi unutmamalı.


Kaynak:


http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetayV3&ArticleID=1035940&Date=17.01.2011&CategoryID=42


 


 


 


 


 

Bu yazı toplam 5111 defa okundu.
Fernando Alonso
sayın editörün notuna
geçmişin izlerini,pisliklerini temizlemek lazımdır ki çöp kutularından başlanmıştır doğru bi karardır belediyemize tebrikler
10 Ocak 2011 Pazartesi Saat 20:11
Şu An Sitede
18 Kişi Online
SİTE ANKET
Sitemizi nasıl buldunuz?
Çok İyi
İyi
Orta
Kötü
Çok Kötü
DÜNÜN MANŞETLERi
ETKiNLiKLER  + Ekle 
ARŞİVDE ARA
ÇOK OKUNANLAR