Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Bir şair en iyi nereden okunur?
12 Şubat 2011 Cumartesi Saat 09:51
Hüseyin Akın Ayağındaki Kırk Numara Kağıthanesini yazdı...





Bir şehrin ve bir şairin kırk yıllık tarihi bir kitapta kesişti…

Bir şair en iyi nereden okunur? El Cevap: Elbette yaşadığı muhitten, doğduğu şehirden. Peki, bir şehir en iyi nereden okunur? El-Cevap: Kuşkusuz ki bir şehir en iyi ve en doğru şekilde o şehri en uyanık şekilde gezip dolaşan, hayatından ona bir şeyler katan şairden okunur. Bir süre önce İstanbul’da hayat süren kırk şair ve yazara yaşayıp hatıra biriktirdikleri semtleri bir kitap hacminde yazdıran Heyemola yayınları şimdi bu projesini genişleterek bu sayıya bir kırk kişiyi daha ekledi. İkinci etap semt kitaplarından biri de şair Hüseyin Akın’a ait.
 
Akın 40 yıldır yaşadığı Kâğıthane’yi bütün ayrıntısıyla kaleme almış. Köyden İstanbul’a göçüş, göçün getirdiği sıkıntılar, gecekonduda geçen ilk çocukluk yılları, suyun ve elektriğin olmadığı zamanlarda Kâğıthane’de çocuklarla beraber yaşayan sokaklar, sokak oyunları ve sokak satıcıları hatıralar es geçilmeden anlatılmış. İlkokul’da okunan ilk kitap, yapılan ilk yaramazlık ve teneffüsle ders arasına sıkılgan bir şekilde sokulan beslenme saatleri sadece bir şairin dününe dair kesitler taşımakla kalmıyor, aynı zamanda bugünü tahlil etmemize de yardımcı oluyor.
 
Hüseyin Akın’ın semt hatıralarını anlattığı kitabının ismi de dikkat çekici: ‘Ayağımda Kırk Numara Kağıthane’. Şairin İstanbul’a izafeten bu adla bir şiiri olduğunu da bilenler bilir: ‘Ayağımda Kırk Numara İstanbul’. Belli ki Akın sokaklarını aşındırdığı semti kendinin ayırt edilmez bir parçası görüyor. Kağıthane aynı zamanda kendini İstanbul’a benzeten, tepeleriyle İstanbul’a öykünen bir semtmiş. Bunu Hüseyin Akın sayesinde öğreniyoruz. Çeliktepe, Gültepe, Seyrantepe, Şirintepe, Harmantepe, Nurtepe… gibi tepe mahalleleri içerisine alan Kağıthane’nin bu anlamda sosyo-kültürel anlamda seyirlik bir durumu da var. Bu mahallelerin dünü ve bugünü ile ilgili fotoğraflara da yer verilen kitapta spor kulüplerinden, çıkan edebiyat dergilerine kadar bir çok kültürel ve sosyal yapının altı çizilmiş. Kitapta yer alan bazı başlıklar sanırım Kağıthane kadar Hüseyin Akın’ın da kırk yıllık tarihi hakkında bilgi verecektir.
 
* Evlerden Dışarıya Akan Sokaklar
* Gecekondu’dan Rezidans’a
* Yedi Tepeli Semt
* Balkonlu Kahve
* Kâğıthane’deki Nişantaşı
* Kâğıthane’de Çingeneler Zamanı
* Sadabad’da Bir Seküler Çiçek: Lale
* Burda Bir Köy Var Yakında
* Kağıthane’nin Omuzlarında Bir Semt: Sanayi
 
Bu başlıklar içerisinde biri var ki ben dokunmadan geçemedim: ‘Geçerle Geçmek’. Bir şairin serüveni ile ilgili çok şeyler söyleyen bu başlık aynı zamanda okuyuculara yeterince sararmamış bir çocukluk fotoğrafı da sunuyor. Buyurun okuyalım:
 
“Yıl 1976. İlkokulu geçerle geçmişim. Matematik, fen dersleri gibi derslerim her zamanki gibi zayıf. Bundan acayip şekilde zevk alıyorum. Bu karneyi görenler yüzde yüz ‘bu çocuk okumaz’ diyecek ve babam da bu yargıya göre hükmedip beni ortaokula vermek için ısrar etmeyecekti. Karneyi alır almaz sevinçle eve koştum. Babam henüz işten gelmemişti. Annem şöyle bir karneye silinti kazıntı var mı diye baktı, böyle bir şey göremeyince ‘iyi’ deyip başka bir şey söylemeden geriye verdi. O dönemde anneler şimdiki gibi çocuklarını ihtirasla okutma peşinde falan değillerdi. Sınıf annesi denilen anne türü de henüz icat edilmemişti. Sadece karnede silinti kazıntı yapılmış mı ona bakmıştı annem. Çünkü o dönem okulu ve dersleri asan öğrenciler karnelerini gösterirken zayıfları sebebiyle babalarının gazabından kurtulmak için yaygın bir çözüm yoluydu notlarla oynamak.
Akşamleyin babam mesaiye kalmış, biraz geç gelmişti. Yemeğini yedikten sonra yanına mahcup bir şekilde sokulup karnemi verdim. Babamın sadece bakmak için baktığı her tarafından belliydi. Fen bilgisi ve Matematik’ten geçerle geçtiğimi, yani bunun bir nevi zayıf sayılacağını ima ederek duyurmak istedim. Babam hiç oralı olmadı. Belki bir ümit ‘oğlum senin okuyacağın falan yok, hadi doğru Oto Sanayi’ye der diye bekledimse de heyhat! Benim beklentimin aksine babam karneyi masanın üzerine doğru önemsemez bir tavır içerisinde bıraktıktan sonra tarihi kararını hiç unutamayacağım şu sözlerle verivermişti: “Oğlum ya bu deveyi güdeceksin ya da bu deveyi güdeceksin, ama diyardan gitmek yok. Otuz yaşına kadar da sınıfta kalacağını bilsem yine okuyacaksın! Bu sözler hiçbir çıkış yolumun kalmadığını gösteriyordu.”
 
Bu nezih anlatımlar içerisinden kendi çocukluğumun saf kan ihlas sahibi insanlarının hatıralarına doğru bir yolculuğa çıktım. Bunun beni ‘iyi’leştirdiğini söylemeliyim. Şairleri ve şiirleri en iyi göründükleri noktadan okumayı seviyorum hâlâ.
 
 
Suat Gülcü
Bu yazı toplam 5402 defa okundu.
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.
Şu An Sitede
8 Kişi Online
SİTE ANKET
Sitemizi nasıl buldunuz?
Çok İyi
İyi
Orta
Kötü
Çok Kötü
DÜNÜN MANŞETLERi
ETKiNLiKLER  + Ekle 
ARŞİVDE ARA
ÇOK OKUNANLAR