Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Ana sayfaya Dön // Düşünce
NİĞDENİN MANEVİ MİMARLARI
20 Temmuz 2011 Çarşamba Saat 22:52
Bir şehri taştan topraktan ibaret sanmayın. Her şehrin kendi nev-i şahsına münhasır bir ruhu vardır. Bu ruhu muhafaza edemeyen şehirler ise birer taş ve toprak yığını olmaktan öteye gitmezler





Bir şehri taştan topraktan ibaret sanmayın. Her şehrin kendi nev-i şahsına münhasır bir ruhu vardır. Bu ruhu muhafaza edemeyen şehirler ise birer taş ve toprak yığını olmaktan öteye gitmezler. Zamanın ve mekânın harcıyla yoğrulan ve bir ruhu olan şehirlerden biride Niğde dir.  İşte burada Niğde yi Niğde yapan manevi unsurlardan söz edeceğiz. Şehirleri maddi olarak kuranlar olduğu gibi manevi olarak ta kuranlar vardır. İnsan eşyayı anlamlı kılan ve uğrunda ölümü bile göze aldığı manevi değerleri inşa eden ulvi duygularla çerçevelenmiş bir varlıktır. Şehirlerde bu manevi değerlerin örgütlendiği ve kurumlarıyla yaşatıldığı yerdir.

 


İnsanlar ibn-i Haldun göre bedevi kültürden kurtularak zamanla medeni kültüre geçmişlerdir. bu kültürün yaşatıldığı yer ise şehir yani medinedir. İnsanın maddi ve manevi kalkınmasının sayılamayacak kadar eseriyle doludur şehir. 




 Niğde tarihin en eski devirlerinden itibaren nice medeniyetin kurulduğu nadide bir şehirdir. Her çağda bir medeniyetin kuruluşuna tanıklık etmiştir. Niğde bu medeniyetleri hala bünyesinde yaşatan bir şehir olma özellini taşımaktadır.




Tarihin sayfalarını şöyle bir çevirdiğimiz de 1071 yılında sultan Alparslan Malazgirt ovasında yeni bir çağın başlangıcını tayin ediyor ve Anadolu kapıları Türklere açılıyordu. akın akın gelen oğuz boyları Anadolulun dört bir yanını yurt ediniyordu. Dünya yeni destanlarını izliyordu bu gelen atlıların. Niğde şehri de bu dönemlerden itibaren bir Türk şehri olmuş ve islamın ruhuyla donanmıştır. 




Niğde şehrini İslam’ın ve Türklüğün desenleriyle süsleyen büyük ruhlar bu şehrin manevi mimarları kimlerdir. Kısaca bahsedeceğiz. 




SARI SALTUK HZ:




 Bor da kabri bulunan Sarı Saltuk, gazi alperenlerden olup Anadolu ya ışık saçmış büyüklerdendir. ahmet yesevinin anadoluya gönderdiği nur halkalarından birisidir. kendisi yunus emrenin şeyhi taptuk emrenin de şeyhidir. Sarı Saltuk’un Anadolu’nun yedi ayrı yerinde türbesi bulunmaktadır. birçok yerde türbesi olması kendisinin çok sevildiğinin ve her yerde yaşatıldığının bir işaretidir. Anadolu ya İslam’ın mührünü vuran bu gazi alperenlerin solukları hala hissedilmektedir. yahya kemal"in bir şiirinde dediği gibi:




"Geldikti bir zaman Sarı Saltuk’la Asya’dan,


 Bir bir Diyâr-ı Rûm’a dağıldık Sakarya’dan."




KEMAL-I ÜMMİ HZ:




Anadolu velilerinin büyüklerinden biride Niğdeli Kemal-ı Ümmidir.Anadolu’da yasayan ilk mutasavvıf Türk şairlerinden biridir. Şiirde içerik yönünden Yunus Emre nin takipçilerinden olmustur . Genellikle aruz vezniyle kaside,gazel, mesnevi gibi klâsik nazım sekilleri ile siirler söylemis; tasavvufi şiirde kendinden sonraki bazı şairlere örnek olmuştur.   Hayatı tıpkı Yunus Emre’de olduğu gibi menkıbelerle doludur.Şiirlerinde sade bir Türkçe kullanmıs, aruz vezniyle yazmıs olmasına rağmen halkın dilinden uzaklaşmamıştır. Halk arasında efsaneleşen büyük dervişlerden birisidir.  Ömrünün büyük bir kısmını Niğde de geçirmiştir. bir çok insanı irşat etmiş ömrünü hakkı ve hakikatı anlatmakla ve insanlara saadet yolunu göstermekle tamamlamıştır. . Türbesi Niğde’nin Yenice mahallesinde olup kesme taştan yapılmış kare planlı ve tek kubbeli bir binadır  . 


 


AHMET KUDDUSİ HZ:




Niğde nin manevi mimarlarından biride Borlu Ahmet Kuddusi hazretleridir. Kuddusi Hazretleri, 11 Rebiülevvel 1183 'de (Temmuz 1769) Niğde' nin Bor ilçesinde doğmuştur.kendisine kuddusi isminin verilmesini bir şiirinde şöyle anlatır: 




" Bil ana rahminde beni ki etmişem takdis A'nı,


Anam işitmiştir bunu Kuddusiyem! Kuddusiyem!"




Hazreti Kuddusi ilk tahsilini babası hemde şeyhi İbrahim Efendiden almıştır. babasının vefatından sonra ki dönemi kendisi şöyle anlatır. 


’’Ben on sekiz yaşında iken pederim ahirete göç etti. Kayseri’de, Büyük veli Hüseyin Efendi’den medrese tahsili görüyor iken


Turhal şeyhi (k.s) hazretlerinin huzuruna yürüyerek gittim. Turhal’da bir müddet kaldım ve beni terbiye etti.Şeyh Hazretleri, istanbul’a gitmeye karar verince, ben oradan Erzincan’a gittim. Orada da biraz kaldıktan sonra bahar mevsiminde yürüyerek Şam’a oradan da Mekke-i Mükerreme’ye varıp Medine-i Münevvere’de ikamet ettim." bu sözlerden de anlaşılacağı üzere Kuddusi baba da çok büyük bir ilim aşkının olduğunu görebiliriz.  kendisi bir şiirinde.




Yok ayrı gayrı evliya yollarının hak cümlesi,


Hem Halveti, hem Celveti, hem Kadiri, Hem Nakşiyem." diyerek hak yolunu çok güzel anlatmıştır. 




Asrının kutuplarından biridir. ömrü boyunca birçok seyahatlerde bulunmuştur. Divanı tasavvufun her inceliğini anlatan eşi bulunmaz bir hazinedir. günümüzde bile manevi olarak  insanları irşat etmeye devam eden bu büyük evliya gönüllerimizin baharında her daim yaşamaktadır.   Hz. Kuddusi, 1265/1848 tarihinde Bor’da vefat etmiştir.vasiyeti şudur




:Ahmed Kuddûsî (k.s) Vasiyetnâmesi




Ey evlâdım, eşim, akrabâ-ı taallukatım! Size vasiyet ederim ki: Allahü teâlâya ve Resûlüne sallallahü aleyhi ve sellem itâat edesiniz, benim için ağlamayasınız. Gece vefât edersem, gasl edip sabah namazının akabinde birkaç komşu ile cenâze namazımı kılıp, Eski Mezâr'da uygun bir yere defnedin. Halka zahmet olmasın. Beni medhetmeyin. Zîrâ kabirde bu söylenilen sıfatlar sende var mıydı diye melekler sorarlarmış. Hemen duâ ve istigfâr edin. Kur'ân-ı kerîm ve tevhîd okuyup, rûhuma hediye edersiniz. Nasîhat kitaplarımı okuyup, nasîhat alasınız. İnşâallah bana ve size faydalı olur. Beni seven talebelerim; evlâdıma nasîhat, hüsn-i nazar ve terbiye etsinler. Nasîhatta esrâr ve çok faydalar vardır. Zikr ederken Allahü teâlânın emrine yapışmak niyeti ile etmelidir. 




Kefenimi Niğde bezinden yapın. Cesedime ve kefenime yazı yazmayın. Kabristanda tegannî ile Kur'ân-ı kerîm okuyarak, oradaki müslümanları bıktırmayın. Allahü teâlâ benden râzı olur ise, tegannîsiz üç İhlâs-ı şerîf yeter. Allah korusun râzı olmaz ise her biriniz bir hatm-i şerîf okusanız fayda vermez.




İlmi, tâliplerine ve fukarânın sâlihlerine verin. Dostlarınızın ne kadar kusurları çok olursa da, onlara muhabbet besleyin ve ihsân edin. Dervişlerin İslâm dînine uymayanlarından uzaklaşın. Ekseri sihir ve simyâ kullanarak herkesi aldatıp, mürşid-i kâmiliz derler. Kıyâmet, yeryüzünde âlim var iken kopmayıp, câhil üzerine ve Allahü teâlânın ism-i şerîfini bilip söylemeyen kimselerin üzerine kopacakdır. Siz bu durum karşısında mağrur olup, nefsin hevâsına tâbi ve Allahü teâlânın mekrinden emîn olmayasınız. İblis ve emsâlini düşünesiniz. Sâlih amel işledikten sonra hamd ve şükür etmeli. Beşeriyet sebebiyle günâh sâdır olur ise hemenn istigfâr etmeli, Allahü teâlânın rahmetinden ümîd kesmemeli. Bu vasiyetnâmemi mümin kardeşlere gösteresiniz.




 divanında ki şiirlerinden de bir örnek verirsek.




Ey rahmeti bol pâdişâh, cürmüm ile geldim sana, 


Ben eyledim hadsiz günâh, cürmüm ile geldim sana. 




Hadden tecâvüz eyledim, deryâ-yı zenbi boyladım, 


Ma'lûm sana ki neyledim, cürmüm ile geldim sana. 




Senden utanmayup hemân. ettim hatâ gizlü ayân, 


Urma yüzüme el-emân, cürmüm ile geldim sana. 




Aslım çü bi katre menî, halk eyledin andan benî, 


Aslım denî, fer'îm denî, cürmüm ile geldim sana. 




Gerçi kesel fısk-ü-fücûr, ayb-ı-zelel çok hem kusûr, 


Lâkin senin adın Gafûr, cürmüm ile geldim sana. 




Zenbim ile doldu cihân, sana ayân zâhir nihân, 


Ey lutfü bî-had Müste'ân, cürmüm ile geldim sana. 




Adın senin Gaffâr iken, ayb örtücü Settâr iken, 


Kime gidem sen vâr iken, cürmüm ile geldim sana. 




Hiç sana kulluk etmedim, rah-ı rızâna gitmedim, 


Hem buyruğunu tutmadım, cürmüm ile geldim sana. 




Bin kerre bin ol pâdişâh, etsem dahî böyle günâh, 


Lâ-taknetû yeter penâh, cürmüm ile geldim sana. 




İsyânda Kuddûsî şedîd, kullukda bir battal pelîd, 


Der kesmeyip senden ümîd, cürmüm ile geldim sana.




ŞEMS-İ TEBRİZİ HZ:




Bir başka gönül eri ise kesikbaş camiinin yanında türbesi bulunan ve mevlanının aziz dostu şems-i tebrizi hazretleridir. bu makamın hz. şemse ait olduğu birçok kişi tarafından bilinmemektedir. halk arasında kesikbaş türbesi olarak bilinen, hz. şemsin ebedi istiratgahı olan bu türbe niğdemizin bağrında bir manevi santral gibi bize hak aşkının enerjisini yayıp  durmaktadır. 




GÜL BABA HZ:




Niğde”nin güllüce köyünde yaşamış ve kerametleriyle çağları aşmış büyük velilerden  gül baba ise yolumuzu aydınlatan kandillerden birisidir. 


Niğde’de yetişen meşhur velilerdendir. Misali Baba ve Gül Baba lakaplarıyla tanınır.  On yedinci asırda yaşamıştır. Osmanlı Sultanlarından Dördüncü Murat Hanla görüşmüştür. Bağdât seferi sırasında ziyâretine gelen Sultana kış mevsiminde koynundan, açılmış tâze bir gül çıkarıp vermesi sebebiyle, Gül Baba lakabı ile anılmıştır. gül babanın bir başka kerameti ise çok az bir buğday ve bir kaşık yağ ile koskoca osmanlı ordusunu doyurmasıdır.  Gül Baba’nın mezarı Niğde’nin Güllüce Köyü’ndedir. Mezarın üstüne yapılan çatı ertesi gün yıkıldığı için mezarının üstü açık bıraklımıştır. niğde "nin güllüce köyünde her mayıs ayında gül baba şenliği yapılmaktadır. 




MUHAMMED İZZİ HZ:




Niğde”nin Çamardı ilçesinin bereketli mahallesinde 1843 yılında doğan şeyh Muhammed izzi de bu maneviyat büyüklerinden birisidir. niğdenin 19. yüzyılda yetiştirdiği büyük alimlerdendir. muhammed İzzi Efendi ilk eğitimini babası tarafından tutulan özel hocalardan almıştır.  Muhammed İzzi Efendi 1863’te Niğde’den İstanbul’a gelmiş, devletin çeşitli kademelerinde görev almış ve Üsküdar’ın Debbağlar Mahallesi’ne yerleşmiştir.


Muhammed  İzzi Efendi yıllarca devlet hizmeti yaptıktan sonra kendisini tasavvufa vermiş ve Salkımsöğüt semtindeki Aydınoğlu Dergâhı’nın postnişini olmuştur. Şeyh Muhammed İzzi Efendi  bilgisi,  güler yüzlülüğüyle devrinde bir cazibe merkezi haline gelmiş; İttihat ve Terakki Partisi yöneticileri Enver ve Talat Paşalar da dahil olmak üzere kendisini tanıyanların sevgi ve saygısına mazhar olmuştur. Kendisi izmirde yunanlılara karşı duran kahraman şehit Süleyman fethi beyin babasıdır. Îbnü’l-Emin Mahmûd Kemâl bey, bir gün İzzî Efendi’nin yanında iken, fethi beyin şehit olmasından evvel, ”Kemâl Bey evlâdım! Devlet ve milletin halâsı için, ben Fethi’yi fedâ edeyim, sen de nemiz varsa fedâ et.” diye açık keramet göstermiştir.. O sırada Mahmûd Kemâl Bey’in evi Fransızlar tarafından işgâl edilip kitapları  ve eşyâsı yağmalanmıştı. şeyh muhammed izzi bir Cuma günü zikir esnasında, “Hû” ism-i şerîfiyle meşgûl iken canını canana teslim eylemiştir. vefat tarihi 8 şubat 1919 dur. kabri Üsküdar dadır. 




Niğde bağrında yaşayan sayısız maneviyat önderiyle hala ruhu olan şehirlerden birisidir. yozlaşmanın ve kendini inkarın gündemimizi işgal ettiği zamanlarda bir nokta-i istinat ararsak eğer karşımızda duran koskoca bir medeniyet bizi tekrar dünyanın efendisi millet yapmaya yetecektir.  burada birkaç tanesinin adını saydığımız tüm maneviyat mimarlarına Allahtan rahmet diliyorum. şehrimizi maddi ve manevi olarak kuran tüm büyüklerimizi tanıtmayı bir manevi görev telakki ediyorum. 




Mehmet BAŞ

Bu yazı toplam 5731 defa okundu.
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.
Şu An Sitede
21 Kişi Online
SİTE ANKET
Sitemizi nasıl buldunuz?
Çok İyi
İyi
Orta
Kötü
Çok Kötü
DÜNÜN MANŞETLERi
ETKiNLiKLER  + Ekle 
ARŞİVDE ARA
ÇOK OKUNANLAR