Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Ana sayfaya Dön // Deneme
Ey Kalbim
22 Haziran 2011 Çarşamba Saat 10:41
ey kalbim! ey, bir şarkının sözlerinden efsunlanan kalbim!





ey kalbim!

ey, bir şarkının sözlerinden efsunlanan kalbim!

bir şarkının sözlerinin nazarıyla hayata merhaba diyen kalbim!

ne kadar yorgun olduğunu biliyorum, seni ne çok yorduğumu da biliyorum. bağışla beni!

bugün bir rüya ile uyandım. rüyayı hatırlayamıyorum. güneş, henüz ortalarda gözükmüyordu. gece ile şafak arası bir gök perdesinin altında açtım gözlerimi. uyanır uyanmaz dilime dolanan şu şarkının sözleri oldu:

 

“bu kadar yürekten çağırma beni, bir gece ansızın gelebilirim,

beni bekliyorsan; uyumamışsan bil ki kapında ölebilirim”

 

bazen harlı bir ses tonu ile bazen boğuk, gırtlaktan bir ses ile gâh haykırarak gâh içime sindirerek, mahmur, mahzun okudum durdum bu şarkıyı. neden sonra bilemiyorum, içime garip bir his gelip kondu. sorular ardı ardına yüklendi durdu. kim çağırıyor ki seni? hem de yürekten! uyumamış. üstelik kapısında da ölecekmişsin. “bir gece ansızın!” hey hey… hayalin böylesi dostlar başına mı, yoksa düşman başına mı?

 

şu şarkının sözleri; içimdeki özlem, hepsi yitik bir aşkın harabeler altında kalan kırıntıları olmalı. birileri ya o şatafatlı günleri andı ya da anımsattı. olabilir mi, bilemiyorum? bildiğim tek şey aşk yarası, kılıç yarası. aman nereden girdim bu konuya. sevilmiyorsan “özel” değilsin ve henüz sevmiyorsan senin için de “özel insan” yoktur. öyle değil mi ey kalbim?

 

umut fakirin ekmeğidir derler ey kalbim!

 

neden bu kadar önyargılı bir bakışım var hayata karşı? belki uğrunda öleceğim ve beni bekleyen bir sevdiğim olabilir! bunu kim bilebilir ki? sabahın o tenha ve asude demlerinde dilime dolanıp duran şu şarkının sözleri, sevginin ayak sesidir. aşk katarının posta güvercinidir. heybesinde taşıyıp durduğu mutluluğun muştusudur. ey kalbim, sen söyle ve tasdik et; önyargıyı atarsam düşüncelerimin üzerinden, feraset aynasından daha net görebilirim, değil mi? evet, evet şarkının sözleri hiç de yabana atılacak türden değil ve sanki geleceğin habercisi, yansıması gibi. insanın bir ömür boyu saygı duyacağı, seveceği, ömrünün sonuna kadar keşfetmekle, anlamakla yani tazeliğini hiç yitirmeyeceği birini sevmesi, onun da aynı duygu ve düşüncelere sahip olması, fena bir şey mi? sevgi, yüce bir duygudur.

 

ey, kalbim!

 

biliyorsun, bir zamanlar hayata kör ve sağır olduğum dönemler yaşadım. varlığımın bile farkına varamadığım, “hiçbenlik”lerle dolu geçen yıllardı bunlar. ne ziyanlı günlerdi! aman tanrı’m, gitsin, gelmesin o günler. ne zamanki hayatı duyumsamak, baktığımı görmek, duyduğumu işitmek, dokunduğumu hissetmek; esintiyi, meltemi, rüzgârı süzgeçleyip de yudumlamak istedim, işte o zaman yıllardır beni sarhoş gezdiren o hiçbenlik rüzgârlarının şiddetini nasıl da artırdığını birlikte gördük. hatırlıyorsun değil mi? az hırpalanmadık. az can çekişmedik. ama “terk etmedi sevdan beni.” beni kurgusal bir yaşamın çarkları arasında nasıl da döndürdüğünü gördün. çarkın dışındaki hayatın bana reva görülmediğinin de farkındaydın. garipliğimin, kimsesizliğimin hazin bir tablosuydu bu! toplumun prangaları pek çetindi! ayak sürdüğüm her mekân mahpushane, zaman ise gardiyan olmuştu. sanki tek suç: “aşk”tı ve tek suçlu da âşık.

 

sevgi, yüce bir duygudur, dedim ya! sevenlerin bakış açılarının genişliği, tat ve zevk seviyelerinin birbirini tamlaması, insanlara ve olaylara bakışı, dünya görüşlerinin küçük zıtlıklarla, ince ayrımlarla motifleşmesi; ama tartışmanın zıtlaşma, dikleşme değil de ikna ve kabulle noktalanması, iki ayrı canın bir tende buluşma hadisesi değil miydi? ikinin bir olma hali değil mi?

 

sana birkaç sorum olacak: sevenlerin geceye, yağmura, yeşile, maviye ve romantizme meyilli olmasını sen de istemez misin? sanat ve edebiyata en azından sıcak bakılmasını, okumaktan, araştırmaktan, mücadele etmekten kaçınılmamasını, acar ve yılmaz kişilik giysilerine birlikte bürünmelerini istemez misin? hayatı süzgeçli bir zamanın eleğinden sağıp öyle yudumlamalarını, insan olmanın ve sahiplik duygusunun her alanda kendini ispat ve izhar etmesini; temeli sevgi ve aşk üzerine bina edilmiş bir beraberliği istemez misin? tüm bunların haberini duyduğunda ne yaparsın?

 

ey, kalbim!

dışarıda delikanlı bir bahar, göz kırparken etrafa ve cirit atarken çimlerde, benim kapımı çalan ihtiyar bir sonbahar olmayacaktır herhalde. ne bana yakışır “yaprak dökümü” ne de sana. seni yorduğumu biliyorum. senden af diliyorum. bağışla beni!

 

bu şarkının sözleri nasıl gelip konduysa içime, bir gün mutlaka özel diyebileceğim ve benim de birileri için özel olacağım anın ayak seslerini birlikte terennüm ettiğimizi biliyorum.

 

ey, kalbim!

“umut fakirin ekmeğidir”

ey, aşk fakiri!

sımsıcak bir ekmeği yüreğinde sakla…

 

14 şubat 2008 /bursa /saat: 06.15

 

Bu yazı toplam 5852 defa okundu.
mehmet sever
sadece reklam
30 takımı öğrencileri vermiş diyorlar tanıdıklarına vermişlerdir bizim nedenhaberimiz olmadı gerçekten ihtiyacı olana vermezler.gösteriş için modeli markasi tarzı yıllarca rafta kalan giysileri çoğu tanıdıklarına vermişler sanki milyar dolar dağıtmış gibi birde reklamı yapılıyor. ayıp demekten baska birsey demiyorum
06 Ekim 2010 Çarşamba Saat 03:08
Şu An Sitede
15 Kişi Online
SİTE ANKET
Sitemizi nasıl buldunuz?
Çok İyi
İyi
Orta
Kötü
Çok Kötü
DÜNÜN MANŞETLERi
ETKiNLiKLER  + Ekle 
ARŞİVDE ARA
ÇOK OKUNANLAR