Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
ŞİİRDE KÖRLEŞEN ULUSALCILAR
20 Haziran 2012 Çarşamba Saat 23:06
Şair ve yazar Cevat Akkanat, Ulusalcıları son yazısında fena hırpaladı. Akkanat, hızını alamayarak bizim mahalleden de bazılarının yoluna taş koydu. işte Akkanat'ın son yazısı...





2000'li yılların ortalarına doğru, Bursa'da düzenlenen bir edebiyat programında 'ulusalcı' bir şairin, program izleyicisi başörtülü bir kıza 28 Şubat'ın denizci generaline benzer bir höykürmeyle dil uzatması hâlâ gözümün önündedir. Bizim hassas tutumumuz olmasaydı Belediyenin misafiri olan şair Hüseyin Peker muhtemelen daha ileri gidecek, Tayyare Kültür Merkezi'nde istenmedik bir olaya imza atacaktı.

Gerek 28 Şubat sürecinde, gerekse bu sürecin etkilerinin devam ettiği sözkonusu yıllarda 'ulusalcı' müteşairlerin tavrı belliydi: Toplumun ekserisini oluşturan halk tabakalarına ve onların sahici değer yargılarına tecavüz...

Bugün, aklıselim çoğunluklar tarafından tel'in edilen 28 Şubat sürecinin edebî birikimleri antolojik derlemelere tabi tutulsa, emin olun 'ulusalcı' müteşairlerce kaleme alınmış ciltler dolusu zulüm sözüne rastlarsınız.

Bir edebiyat toplumbilimcisinin araştırması da sözkonusu kirliliği gün yüzüne çıkarmaya yeter!

Fakat bu tarz çaplı derleme toparlama çalışmalarını beklemenin gereği yok. Zira, aynı müteşair güruhun temsilcileri durduk yere kendilerini ele vermekte bir sakınca görmüyor, hâlâ aynı yolun sapağında takılı kaldıklarını gösteriyorlar.

Bunlardan birisi olarak Ataol Behramoğlu'nun itirafını 2012'nin 28 Şubat'ında görmüştük. Bir tartışma programında 28 Şubat darbesinin "kesinlikle doğru bir karar olduğu"nu söylemekle yetinmeyip daha da ileri gitmiş, dönemin Başbakanı Necmettin Erbakan'ı verdiği selamdan ötürü yargılamaya kalkışmıştı. Hatırlayın, şöyle diyordu Ataol Behramoğlu: "Hiçbir demokratik ülkede gelen başbakan esselamün aleyküm demez." Behramoğlu'na göre bir Başbakan halkına böyle derse, asker darbe yapabilir. "Halk örgütlü değilse buna bir şekilde asker karar verebilir." Ataol Behramoğlu, sözlerinin devamında bugünkü siyasi oluşumlara da getiriyor, hâlâ anti-demokratik güçlerden medet umuyordu: "Bakacağız, göreceğiz ülke nereye doğru gidiyor. Devam etsinler oy vermeye. Toplumun uyarılması lazım, aydınlatılması lazım" diyor.

Ataol Behramoğlu anti-demokratik tavrında yalnız değil. Yakınlarda düzenlenen sözde bir edebiyat ödülü töreninde yaptığı konuşmayla Hüseyin Haydar, Behramoğlu'yla bir arada anılmaya lâyık!

Şöyle diyordu Hüseyin Haydar: "Şairlerin ortaya çıkma vaktidir!" Peki, şairler niçin ortaya çıkacak? İşte açıklaması: "...şu anda Türkiye'nin beyni Silivri'de, Hasdal'da hapsedilmiş durumda. Silivri'ye ve Hasdal'a, oradaki yiğitlere selam gönderiyoruz. Onlar muvazzaftır! Onlar görev başındadırlar. Onlara buradan selam yolluyoruz. Varolsun Cumhuriyet ki, Cumhuriyet'imiz ki bize bu fırsatı verdi." 28 Şubat, Ergenekon, Balyoz gibi darbecileri Cumhuriyet'in arkasına sığınarak savunan her iki şair de, kuşku duymuyoruz ki bu süreçlerin mağduru olmuş kitlelerin maşerî vicdanında hak ettikleri mahkûmiyeti bulacaklardır.

Ulusalcı körlüğün bir başka biçimini yenilerde çıkan bir şiir yıllığında da görüyoruz: Şeref Bilsel ve Cenk Gündoğdu ikilisinin çıkardığı Şiir Defteri'nin bu yılki nüshası sanki bu tür odaklanmanın merkezi olmuş... Yıllığın özellikle Hayata Dair bölümünde yer yer öne çıkarılan 'üslup' ile 2011 Yılı Şiir Ortamı İçin Soruşturma kısmında yapılan kimi 'tercihler' ve bu tercihlerin sonucu olarak ortaya çıkan belirgin 'ulusalcı' söylem...

Yer darlığından ötürü adı geçen yıllıktaki menfî hâllerle ilgili örnek sunmayacağım. Fakat istenirse bir başka yazıda bu konuya temas edilebilir. Ama şu kadarını söyleyeyim, yıllıkta ulusalcı gönderme yapanların ekserisi, mevcut siyasal iktidara yükledikleri bir takım sıfatlar (hiç de temsil etmediği halde, dinci, İslamcı vb.) ve iktidarın ağır aksak bir şekilde de olsa demokratikleşme yolunda sergilediği 'duruşu' merkeze alarak taarruzda bulunuyor.

Yazıyı bu noktada şöyle bağlamak isterim: Ulusalcı bıçağın başka yolların dışında şiir marifetiyle de siyasî iktidar üzerinden körlüğe doğru eğelendiği günleri yaşarken, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın sergilediği kimi fiil ve söylemler umut kırıcı bir durum arz etmektedir.  Hangi fiil ve söylemler? İkisini kaydedelim: 1-28 Şubat'ın '4. Kuvvet'ine patronluk yapan Aydın Doğan ile bir işyeri açmak... Üstelik tam da sözkonusu darbe süreciyle ilgili operasyonların başladığı ve o patronun adının da o düzlemde anıldığı günlerde... 2-Başbakan'ın "Dalga dalga operasyon milleti bunaltır." şeklindeki edilgen ve teslimiyetçi bir söyleme düşmesi...

Ulusalcı bıçağın şiir yoluyla körleşmesi ve halkın dinamik değerlerine karşı saldırgan bir tutum alması ne kadar tehlikeliyse, siyasî iktidarın demokratikleşme sürecinden geri adım atması da o kadar tehlikelidir.

Not: Yarın (18 Mayıs Cuma) Kocaeli Kitap Fuarı'nda İkinci Yeni'yi Ne Yapmalı? başlıklı bir konferans vereceğim. İlgili okurun bilgisine arz...

*milli gazete

Bu yazı toplam 4497 defa okundu.
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.
Şu An Sitede
18 Kişi Online
SİTE ANKET
Sitemizi nasıl buldunuz?
Çok İyi
İyi
Orta
Kötü
Çok Kötü
DÜNÜN MANŞETLERi
ETKiNLiKLER  + Ekle 
ARŞİVDE ARA
ÇOK OKUNANLAR