Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Ana sayfaya Dön // Düşünce
Anayasanın Dili Tartışıldı
22 Mayıs 2012 Salı Saat 23:07
''Anayasanın Dili'' sempozyumu, TBMM Başkanı, Başbakan ve bazı bakanların katılımı ile yapıldı.





Türkiye Yazarlar Birliği, Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği, Türk Dil Kurumu ve Ankara Büyükşehir Belediyesince düzenlenen ''Anayasanın Dili'' sempozyumu, TBMM Başkanı, Başbakan ve bazı bakanların katılımı ile yapıldı.

Açılışta konuşan Türkiye Dil ve Edebiyat derneği başkanı ve AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ekrem Erdem mevcut anayasanın sorunları ve açmazları bulunduğunu, ancak üzerinde fazla durulmayan, gözden kaçırılan en önemli sorunun anayasanın dili olduğunu söyledi.

Dilden kaynaklı sıkıntıların en az diğer problemler kadar önemli olduğuna işaret eden Erdem, anayasanın milletlerin en önemli mutabakat metni olduğunu, bunun için anayasaların örnek, referans metinler olması gerektiğini kaydetti.

Anayasa metinlerinin hazırlanmasında hukukçular kadar dilciler ve edebiyatçıların da söz sahibi olması gerektiğini savunan Erdem, ''Millet olarak ilk defa sivil anayasa yapma fırsatı yakaladık; bunu iyi değerlendirmeliyiz, her açıdan mükemmel bir metnin çıkmasına yardımcı olmalıyız'' dedi.

Mevcut anayasanın Türkçe açısından kusurlu bir metne sahip olduğunu yineleyen Erdem, anayasanın yazımında doğru, duru ve akıcı bir Türkçe kullanılmadığını, anayasa metninin dil bilgisi, imla, kelime kullanım hatalarının yanı sıra mantık hatalarıyla dolu olduğunu belirtti.

''Anayasayı anlaşılmaz hale getiren anayasanın dilidir'' diyen Erdem, anayasa Maddelerinden örnekler vererek, dil yanlışlarını sıraladı.

Türkçenin geleceği açısından anayasanın dilinin  önemli olduğunun altını çizen Erdem, şöyle devam etti:

''Yeni anayasa çalışmaları Türkçenin toplumda layık olduğu değeri bulması için bir başlangıç olabilir. Türkçe değerini her şeyden önce anayasada bulmalıdır. Anayasada Türkçe hak ettiği yeri bulursa, toplum da dile gereken değeri verir, Anayasanın dili önemlidir.

Öncelikle yeni anayasanın dili herkesin anlayabileceği sadelikte, duru ve akıcı olmalıdır.  Mümkün olduğu kadar, ama lakin ve ancak gibi bağlaçlara yer verilmemeli, gereksiz tekrarlardan kaçınılmalıdır. Yeni anayasa çalışmalarında mutlaka edebiyatçılara da yer verilmeli, Türk Dil Kurumu'nun değerli uzmanlarının süzgecinden geçirilmelidir. Yeni anayasa Türkçenin şaheseri olmalıdır.''

Burhan Kuzu’nun konuşması

Anayasa Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Burhan Kuzu dilin toplumlar için önemine işaret ederek, yeni bir anayasa yapmak üzere bir uzlaşma komisyonunun kurulduğunu ve çalışmaların sürdürüldüğünü dile getirdi.

Mayıs 2012'den itibaren de anayasa metninin kaleme alınacağını ifade eden Kuzu, şunları söyledi: ''Bu kaleme alma sırasında anayasanın dili, gramer kaidelerinin uyumu ve hukuk dilinin incelikleri çok önem arz etmektedir.

Milletvekilleri yemin metnini okurken, hepimiz heyecanlanıyoruz. Birçok arkadaşımız bu metni okurken hata yapmak durumunda kalıyor. Bu metin dünya kötü dil yarışmasında birinciliği alır. Bu durum aslında bu metni kaleme alanların Türkçeyi iyi bilmemesinden kaynaklanmamaktadır. Sorunun temeli, yapım sürecinde takip edilen yöntemlerden ileri gelmektedir. Bu anayasa metni önce Anayasa Komisyonu'nda yazıldı, sonra Danışma Meclisi'ne geldi, Milli Güvenlik Konseyine getirildi. Her birinde anayasa metnineyeni ilaveler ya da çıkarmalar yapıldı, ama hiç kimse bütünlüğünü ele almadı. İşte dil bozukluğunun temelinde bu hata yatmaktadır. Oysa 1961 Anayasası hazırlanırken, 3 aşamadan geçtiği halde metne son şekli, kaleme alan Anayasa Komisyonu bugünkü Uzlaşma Komisyonu verdiği için dil çok düzgün ve metin sade olmuştur.''

Anayasaların çerçeve metin olması gerektiğini de belirten Kuzu, batı ülkelerinden doğu ülkelerine gidildiğinde, anayasa metinlerinin uzun olduğunun görüldüğünü, bunun gelişmişlikle de ilgili olduğunu ifade etti.

Kuzu, ''Bizim mümkün olduğu kadar kısa anayasa yapmaya gayret etmemiz lazım'' dedi.

TDK Başkanı Mustafa Kaçalin’in konuşması

Türk Dil Kurumu Başkanı Prof. Dr. Mustafa Kaçalin, dilin dilcilerin değil, herkesin olduğunu, öğrenmek için değil, kullanmak için öğrenildiğini söyledi. Türk Dil Kurumu'nun dil konusunda hizmet ve destek merkezi olduğunu anlatan Kaçalin, Kurumun, Türkçe hakkında sorulara cevap verdiğini, aynı zamanda gerektiğinde sorunlara çözüm ürettiğini ifade etti.

Kaçalin, şöyle konuştu:

''Cümlenin anlamı, cümlenin beyanı üzerinde düşünülürken, anlam ayrıntısını veren tariflerde ilgili kesin çizgileri çekilmesi gerekir. Yasa koyucuların, dilcilerden istekleri olacağı gibi, aynı tarafın dilcilerin dikkatlerini de göz önünde tutmalarını istirham edeceğim. Yerleşmiş gibi olmaması gereken kendisini merkeze koyup, kendi doğrularına tasdik isteyen bir tavır içine girilmesin (sen evet demezsen, evet diyenbaşka birini buluruz) denilmesin. Anayasa çalışmalarında belki Türkçe şimdiye kadar ele alınmasınaihtiyaç duyulmadığından incelenmesi akla gelmemiş hususlar ortaya çıkacaktır.''

D. Mehmet Doğan’ın konuşması

Türkiye Yazarlar Birliği Şeref Başkanı Mehmet Doğan da 1982 Anayasası'nın daha önceki bütün anayasa metinlerinden daha kötü Türkçeyle kaleme alındığını savundu. “1876 Anayasası dönemin Türkçesiyle yazılmış, kelime haznesi sengin, ifadesi düzgün bir metindir. 1924, yani Cumhuriyetin ilk anayasası da güzel ve net bir Türkçe ile yazılmıştır. Fakat 1960 ve 1980 anayasalarının için güzel Türkçe örnekleri olduğunu söyleyemeyiz” dedi.

Mevcut anayasa metninin çok uzun olduğuna dikkati çeken Doğan, Amerikan Anayasası'nın  20 sayfadan oluştuğunu, ilk anayasamız olan Kanun-ı Esasi’nin ve 1924 Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nun 16 sayfalık metinler olduğunu, 1980 Anayasasının ise, 106 sayfayı bulduğunu söyledi.

Doğan, ''Bugün anayasa metnini hazırlarken, herkesin okuyup anlayabileceği bir metin ortaya konulması gerektiğini,  dolayısıyla da sağlam bir Türkçeyle yazılmasının şart olduğunu vurgulamamız gerekiyor. Komisyonda dilciler ve edebiyatçılar da olmalı. Güzel Türkçe konusunda edebiyatçıların öne çıkarılması gerektiğini düşünüyorum'' diye konuştu.

Günümüzde dilde büyük bir karmaşa yaşandığını belirten Doğan, “Burada Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Cemil Çiçek Bey var. Dün 23 Nisan kutlanıyordu. Bu bayramın sahibi o, kutlamaları Cemil Bey kabul ediyor. Millet’in Meclisinin başkanı ‘ulusal egemenlik’ bayramı kutlamalarını kabul ediyor! Ulus, egemenlik sorunlu kelimeler. Ulusalcılıkla milliyetçilik bir değil” dedi.

-Bu ülke bir daha 367 gibi garabet kararlarına şahit olmamalıdır-

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek de Türkiye'de anayasaların daima olağanüstü dönemlerde yapıldığını söyledi. 1961 ve 1982 Anayasası'nın darbe dönemi anayasaları olarak topluma dayatıldığını belirterek şunları kaydetti:

''Her iki anayasa esas itibarıyla topluma evet dedirtilmiş, başından sonuna kadar darbe ruhunu yansıtan, yasakçı, demokratik olmayan anayasalardır. 1982 Anayasası'nda çok sayıda değişiklik yapılmıştır, ancak bu değişiklikler söz konusu anayasaların darbe ürünü olan dilini değiştirememiştir. Ülkemiz ilk defa milli iradeden güç alarak sivil bir anayasa yapma şansını yakalamıştır.''

Yeni anayasanın dilinin sade, akıcı bir Türkçe olması gerektiğini ifade eden Gökçek, şöyle dedi:

''Anayasayı okuyan herkesin aynı şeyi anladığı, elastikiyeti olmayan, özellikle uygulayıcı makamlarda oturanların farklı yorumlarına imkan verilmeyecek nitelikte olmalıdır. Uygulayıcıları değişse de kuralın değişmediği, yoruma açık olmayan bir dil kullanılmalıdır. Anayasa Mahkemesi'ne sınırsız takdir hakkı tanımamalıdır. Öyle bir dil olmalıdır ki bu ülke bir daha 367 gibi garabet kararlarına şahit olmamalıdır.''

Açılış konuşmaları faslında son olarak TBMM Başkanı Cemil Çiçek konuştu.

TBMM Başkanı Cemil Çiçek, anayasalar ve yasaların bir dilin mükemmel örnekleri olduğunu belirterek, ''Onun için bu dönem geçmişteki hataları inşallah asgariye indirerek, bir anayasa yapma imkanını bulmuş olacağız'' dedi.

Türkiye'nin birçok sorununun yanında dil meselesi olduğunu da vurgulayan Çiçek, dil politikasına ihtiyaç olduğunu söyledi. Çiçek, ''Aynı dili konuşuyoruzfakat anlaşamıyoruz. Aynı dili çok farklı konuşuyoruz. Aynı kavramları, kelimeleri farklı anlamlarda kullanıyoruz. Aynı kelimeleri kullanırken iltifat mı ediyoruz, hakaret mi ediyoruz bunlar bile birbirine karışıyor'' diye konuştu.

Çiçek, dünyada yaşayan 6 bin 912 dilden 200 kadarının resmi dil olduğuna işaret ederek, ''Devlet diliolmak kolay değil. Türkçe aynı zamanda medeniyet dilidir. Bu dil sayesinde birçok şaheser ortaya konabilmiştir'' dedi.

Türkçe'nin son dönemde çok kötü kullanıldığının altını çizen Çiçek, konunun sadece anayasa dili olarak ele alınamayacağını kaydetti. Anayasa'nın yanı sıra kanunların dilinin de çok kötü olduğunu vurgulayan Çiçek, ''Kanunlarda da resmi yazışmalarda da Türkçe'yi kötü kullanıyoruz. Dolayısıyla zaman zaman ihtilafları, sıkıntıları yaşıyoruz. Aynı metnin farklı şekilde yorumlanmasından doğan siyasi sıkıntıları, kargaşaları da yaşıyoruz'' diye konuştu.

-Kanun yapıcılara Türkçe eğitim-

TBMM Başkanı seçildikten sonra kanun yapıcıların Türkçe eğitim alması için girişim başlattığını anlatan Çiçek, Gazi Üniversitesi ile Yasama Enstitüsü kurma kararı aldıklarını, YÖK'ten izin çıktıktan sonra enstitünün faaliyete geçeceğini söyledi.

Çiçek, Türkiye'de Adalet Bakanlığı, Başbakanlık, TBMM ve Cumhurbaşkanlığı bünyesinde KanunlarGenel Müdürlüğü bulunduğunu belirterek, ''Bu dördü de aynı telden çalmazsa bu bozukluğu gidermemizde zorluk olur'' dedi.

Herkesin Türkçe'yi kötü kullandığı bir noktada Anayasa Komisyonu üyelerinin bu eksikliği gidermesininkolay olmayacağını ifade eden Çiçek, şöyle devam etti:

''Anayasanın dilinin ne kadar kötü olduğunu biliyoruz. Bu kadar zamandır Meclis'teyiz ama yemin metnini düzgün okuyanımız çok zordur. Kötü yazıldığı için, düzgün okuyanımız da büyük başarı elde etmiş olur.

Anayasalar ve yasalar o dilin mükemmel örnekleridir. Bir dilin en güzel metinleri hangisidir denildiğinde Anayasadır diye gösterilir. Onun için bu dönem geçmişteki hataları inşallah asgariye indirerek, biranayasa yapma imkanını bulmuş olacağız. Tabiatıyla, taslak metni yazdıktan sonra herkesin bilgisine sunacağız. Buna sadece içerik itibarıyla değil, dil açısından da bakılırsa eksiklikleri o safhada giderme imkanı olur. İlgili komisyonlarda da azami özenle bu işi başaracağız inşallah.

Türkiye'de resmi dil, ana dil konusunda tartışmalar yapılıyor. Bilmeden tartışıyoruz ve bu, o zamankavgalara, tartışmalara, sataşmalara, kutuplaşmalara sebebiyet verir. Türk Dil Kurumu Başkanı da burada. Bu işin doğrusunu öncelikle sizler kamuoyuna açıklarsanız biz neyi tartıştığımızı bilmiş oluruz.

Anayasa yapım sürecinde resmi dil, ana dil konusu da önemli bir tartışma. Anayasa'nın kolay yazılacak maddeleri kadar üzerinde müzakere yapacağımız konular da var. Yaşayan her dil resmi dil değildir. Bir tartışma başlatmak anlamında söylemiyorum. Brezilya'da 500 dil kullanılıyor resmi dil Portekizce, Nijerya'da 60'dan fazla aşiret dili kullanılıyor ama herkes İngilizce anlaşıyor. Dil meselesi, Anayasa'nın sadece yazımı açısından değil, önemli maddelerinin düzenlenmesi açısından da önem arz edeceği için kamuoyunun bilgilendirilmesine ihtiyaç var. Kurumlarımızın bu tür tartışmaları tribünlerden seyretmesini doğru bulmuyorum. Bilimin ortaya koyduğu gerçek neyse onlar ortaya koymalı ki abesle iştigal etmeyelim.''

Çiçek, konuşmasının ardından toplantıyı düzenleyen kurumların yöneticilerine teşekkür plaketi verdi ve birlikte anı fotoğrafı çektirdi.

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın konuşması

Açılıştan sonra verilen aranın akabinde, Partisinin grup toplantısından çıkan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan toplantı salonuna geldi ve bir konuşma yaptı.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, yeni yapılacak anayasanın diliyle ve manasıyla kucaklayıcı olacağını belirterek, kendilerinin anayasa yapım süresinde masadan kalkan taraf olmayacaklarını söyledi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Sheraton Otel'de Ankara Büyükşehir Belediyesi, Türk Dil Kurumu, Türkiye Yazarlar Birliği, Türkiye  Dil ve Edebiyat Derneği tarafından düzenlenen "Anayasa'nın Dili Sempozyumu"na katıldı. Yoğun bir ilginin olduğu sempozyuma ayrıca Başbakan Yardımcıları Bülent Arınç, Bekir Bozdağ, Beşir Atalay, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin de katıldı. Sempozyumda bir konuşma yapan Başbakan Erdoğan, dünyadaki her dilin aslında zengin olduğunu belirterek, "Diller arasında bir ayrıma gitmek, çok açık bir şekilde söylüyorum, bir ırkçılıktır. Zaman zaman söyleniyor; 'Türkçe ile felsefe yapılmaz' deniyor. Türkçe ile bilim yapılmaz, bilim dili kurulmaz deniliyor. Bunların tamamı ırkçılık kokan açıklamalardır aslında. Irkçılık ihtiva eden bir düşünüş biçimidir. Dünyadaki tüm diller gibi Türkçe de zengin bir kelime hazinesiyle bu dili konuşan herkese sonsuz, sınırsız, engin bir muhayyide sunabilecek bir güce sahiptir" diye konuştu. 
"Türkçe'nin kısırlaştırılmasına yönelik olarak, çok acıklı, çok acımasız gelişmeler tarihimizde maalesef oldu" diyen Başbakan Erdoğan, "Türkçe tabii mecrasından çıkarıldı ve bir kalıba sokulmak istendi. Dünyadaki her dil, başka dillerden ödünç kelimeler alırken, bu son derece tabii bir şeyken, Türkçe'deki tüm yabancı kelimeleri ayıklamaya yönelik tasarruflarda bulunuldu" dedi. 
Bununla ilgili de örnekler veren Başbakan Erdoğan, 'katip' kelimesinin yerine 'sekreter' kelimesinin getirildiğini söyleyerek, her iki kelimenin de ithal olduğunu belirterek, "Katip'e acaba niyeydi bu düşmanlık diye baktığınızda, aslı belli oluyor zaten. Bu tabii olmayan ideolojik girişimler ne yazık ki Türkiye'yi ciddi anlamda kısırlaştırıldı" dedi. 
Başbakan Erdoğan, Türkçe üzerinde yapılan operasyonların tarihimizle bugün arasındaki en önemli irtibatı, en önemli köprüyü, kuşaklar arasındaki dil birliğini ortadan kaldırdığını belirterek, "Adeta bizim şah damarımızı kestiler. Bu çok önemli" değerlendirmesini yaptı. 
Konuşması sırasında sık sık kelimeler üzerinden örnekler veren Başbakan Erdoğan, "Örneğin, 'Aşk' kelimesini farklı bir dil olduğu için dilimizden çıkarıp atmak çok açık bir şekilde söylüyorum; dili katletmek olur. Zira bu kelimenin yerine geçecek hiçbir kelime yoktur. Sevgi kelimesi, aşk kelimesindeki manayı, ruhu, musikiyi asla ve asla yansıtmayacaktır. Dili doğal mecrasında, tabii akışı içinde bırakmak, dil üzerindeki mühendislik faaliyetlerine mutlaka ve mutlaka dur demek zorundayız. Zira, dil üzerinde mühendislik yapmak, dünyanın sınırları üzerinde mühendislik yapmaktır" diye konuştu. 
Dilin hamisinin edebiyatçılar olduğunu ifade eden Başbakan Erdoğan, edebiyatçıların dili muhafaza etmek, dili yaşatmak, dili yabancı kültürlerin saldırılarından korumak için büyük bir hassasiyet içinde olmaları gerektiğini ifade etti. Şehirlerdeki yatırımlara yabancı isimlerin verildiğini, sokaklardaki tabelalarda dahi yabancı isimlerin bulunduğunu söyleyen Başbakan Erdoğan, "Dilimiz açıkça bir istila altında. Bu istilayı Karamanoğlu Mehmet Bey'in fermanı gibi ya da yakın tarihteki yapılan müdahaleler gibi girişimlerle durumlarla engelleyemeyiz. Dil yasa ile korunmaz. Yasa ile dil korunamasa da, yasayı yazanların gayretleri ile dil korunabilir" dedi. 

ANAYASA'NIN DİLİ 'MANA' NOKTASINDA AÇIK DEĞİL 
Anayasa'nın dilinin gündeme getirilmesini önemli bulduğunu kaydeden Başbakan Erdoğan, "Anayasa ve yasaların dili ile ilgili mesele sadece zahirden, görünenden ibaret değil meselenin bir de mana yönü var ki, asıl bu mana yönünün son derece önemli olduğuna inanıyorum. Ne yazık ki, Anayasamızın dili mana noktasında açık, sahih olmadığı için Türkiye çok büyük sıkıntılar yaşadı ve yaşıyor" diye konuştu. 

Anayasa'nın dilinde mana yönünün de açık olması gerektiğine dikkat çeken Başbakan Erdoğan, şunları söyledi:

"Örneğin 367 meselesinde, Anayasanın dili ciddi şekilde istismar edildi. Mana son derece açıkken, lafız farklı yerlere çekilmek suretiyle Türkiye'ye ağır bedeller ödetildi. Aynı şekilde 1982 Anayasası, 'ama', 'ancak' kelimesinin sıkça kullanılmasıyla özgürlükleri genişleten değil daraltan bir anlam sergiliyor. Yeni anayasanın çok sahih olması, 'ama'lardan, 'ancak'lardan arınmış bir anayasa olması özellikle önem arz ediyor. Anayasanın dili Yunus Emre'nin dili olmak zorundadır. Yunus Emre, süt gibi arı

Türkçe'siyle zamanı aşan, sınırları aşan, kültürleri, kıtaları aşan bir mana ortaya koymuştur." 

Süt gibi arı bir anayasa dili kurmanın mümkün olduğunu belirten Başbakan Erdoğan, "İnşallah bunu da başaracağız" diyerek, sadece siyasetçilerin, sadece uzmanların anladığı bir dille değil, millete ait ve milletin anladığı bir dille Anayasa oluşturacaklarını kaydetti. Başbakan Erdoğan ayrıca, yeni anayasa konusunda kendilerinin son derece samimi olduklarını belirterek, "Dilimiz dünyamızın sınırlarıdır. Anayasanın dili dünyamıza, özgürlüklerimize sınır koymayacak. Tam tersine anayasa diliyle ihtiva ettiT 

Başbakan Erdoğan, Tği manasıyla kucaklayıcı olacak. 75 milyonun hepsi 'işte bu benim anayasam' diyerek sahipleneceği bir anayasa olacak. Anayasa konusunda biz son derece samimiyiz. Bunu açıkça ifade etmek gerek" şeklinde konuştu. 

"ANAYASA KONUSUNDA MASADAN KALKAN TARAF BİZ OLMAYACAĞIZ"

Anayasa yapımı konusunda, "Milletimiz yüzde 50 gibi çok yüksek bir oranla bize bu yetkiyi verdi ancak parlamento oluşumu bize tek başımıza bir anayasa yapmamızı mümkün kılmadı" diyen Erdoğan, "Biz bunu da bir imkan olarak görüyoruz. Bunu uzlaşma için, ortak akıl için, kucaklayıcı bir anayasa inşası için bir imkan, bir fırsat olarak görüyoruz" dedi. 

Anayasanın bugün Türkiye'ye dar gelen bir elbise olduğuna dikkat çeken Başbakan Erdoğan, konuşmasında şunları söyledi: 

"Büyüyen Türkiye, kendisine yaraşır bir kıyafeti ziyadesiyle hak ediyor. Hiçbir siyasi partinin bu sorumluluktan kaçmayacağına inanıyoruz. Ben arkadaşlarıma şunu çok açık söylüyorum; burada masadan kaçacak olanlar olabilir. Ama siz asla masadan kaçmayacaksınız. Sürekli olarak kovalayan biz olacağız. Fakat burada tabi bize kalkıp da örnek olarak vereyim; yani 26 maddelik anayasa değişikliğini millete götürüp milletimizden de bu noktada yüzde 58 orada bir onay aldıktan sonra şimdi kalkıp 'yok bunun

değişmesi lazım' derlerse, öyle bir şeye asla yaklaşmayız. Çünkü bu milletten geçmiştir. Fakat aslına ters düşmeden, içini zenginleştirmek gibi bir yaklaşım olursa ayrıca buna olumlu bakarız. Fakat 'bunu kaldıralım' gibi bir şeyin içerisinde AK Parti olamaz. Bu milletimizle ters düşmek olur. Böyle bir şeyi yapmaya ne ehliyetimiz, ne niyetimiz yok. Onun için de yapay engellerle, menfaatçi tavırlarla anayasa yapım sürecinde zorluk çıkarılmayacağını umuyoruz. 

Şuanda gönlümüz grubu olan partilerle bunu çıkarmaktan yana. Ama grubu olan partiler burada önümüze farklı engeller çıkarırlarsa, bu defa biz azami müşterekte birleşebileceğimiz parti veya partilerle bu çalışmayı yapabiliriz. Bütün mesele yeni anayasayı yapabilmek. Her halükarda biz masadan çekilen taraf asla olmayacağız. Samimi şekilde milletimize verdiğimiz bir sözün gereği olarak, inşallah yeni, özgürlükçü, katılımcı, demokratik bir anayasayı yine milletimizle birlikte inşa edeceğiz."

Başbakan Erdoğan'ın konuşmasının ardından ise, sempozyuma katılımından dolayı Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği Genel Başkanı ve AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ekrem Erdem tarafından kendisine 'Teşekkür Plaketi' takdim edildi.


825418_1 20120424.135652_ank249_1807504__large 20120424.140052_ank256_1807511__large 20120424.140059_ank257_1807512__large
Bu yazı toplam 5386 defa okundu.
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.
Şu An Sitede
21 Kişi Online
SİTE ANKET
Sitemizi nasıl buldunuz?
Çok İyi
İyi
Orta
Kötü
Çok Kötü
DÜNÜN MANŞETLERi
ETKiNLiKLER  + Ekle 
ARŞİVDE ARA
ÇOK OKUNANLAR