Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Ana sayfaya Dön // Eğitim
Osmanlı Türkçesi
04 Nisan 2012 Çarşamba Saat 16:16
11 Ekim 1999 Pazartesi günü, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü kazanan birinci sınıf öğrencilerinin ilk dersi, Osmanlı Türkçesine Giriş olur





11 Ekim 1999 Pazartesi günü, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü kazanan birinci sınıf öğrencilerinin ilk dersi, Osmanlı Türkçesine Giriş olur ve dersin hocası da Hayati Develi’dir. Esmer bir ten. Saçlar muntazam. Kravat emanet değil, özenle seçilmiş. Giysisi bir İstanbul beyefendisi imajında. Dili düşünerek kullanan bir eda. Ümit var bir söylem. Bereketli bir karşılamaydı Hayati Hocanın biz yeni öğrencileri selamlaması. Ümit aşılıyordu. Alemdaroğlu nam rektörün kılıcının keskin olduğu dönemler... Yorgundu o dönem hocalar. Yorgunluk Hayati Hoca’ya da hakimdi. Çaresizlik zor zanaattir, Hocanın her hali çaresizliği işaret ediyordu. 2 yıl öncesine kadar Fakülte koridorları güllük-gülistanlıktı. Ama şimdi… Ah çaresizlik!

Hayati Develi, Osmanlı Türkçesi KılavuzuBugün Osmanlı Türkçesini öğrenmeye çalışan her insanın başvuru kitapları olan “Osmanlı Türkçesi Kılavuzu”nun fotokopilerini bizler okuduk. Hayati Hoca, her şeyden önce öğrettiği şeyin bir dil değil bir alfabe sistemi olduğundan bahsetti ve kesinlikle Osmanlıca denmemesi gerektiğini, öğretilenin Türkçenin Arap harfleriyle yazımı olan Osmanlı Türkçesi olduğunu biz öğrencilerine belirtti. Dil konusunda Hoca hassastır ve Türkoloji talebelerinden de bu hassasiyeti beklerdi.

Yeni Bir Metot

Hocanın metodu yeni bir metottu. Çünkü Hocaya kadar Türkoloji talebeleri Faruk Kadri Timurtaş’ın Osmanlı Türkçesi Grameri kitabından ders görüyordu. Hayati Develi bu yeni gençlerin -biraz da bu gençlerin İmam-Hatip nesli olmadığından hareketle- Timurtaş metoduyla Arap harflerine dayalı Türkçeyi öğrenmelerinin güçlüğünün farkındaydı. Biz onun yeni metodu için iyi bir saha çalışması olduk. Hatta bizim dönem mezunlar içinde Arap harflerini hiç okuyamayan arkadaşların Osmanlı Türkçesi yanında Kur’an-ı Kerim’i okumayı öğrendiklerine çokça kendi ağızlarından işittim. Çünkü 1999 öncesi öğrencileri az çok eskimez yazıdan bir şekilde haberdardı.

Hocanın kitabını okuyanlar ya da o metotla Osmanlı Türkçesi öğrenen insanlar bilir ki Hoca en basitten en zora yöntemiyle konuyu öğretir. Sadece okumayı öğretmez, farkında olmadan Osmanlı Türkçesi el yazısını da öğrenirsiniz. Metodu takip edenlerin sıkıldıklarını şimdiye kadar duymadım. Dersler halinde, her dersin 40 dakikalık bir öğretim süresini kapsadığı düşünülürse sabır da yolda metodun sizi en önemli öğretisi olur. Ben de 2010’da Mustafa Kara’nın tavassutuyla verdiğim Osmanlı Türkçesi derslerinde Hocanın metodunun ilke edinmiş, kitaplarını takip ederek öğrencilerin iki-üç ders sonra okuyabildiklerine şahit olduğumda öğrencilerin teşekkürü bana değil de Hayati Develi’ye yapmalarını sık sık hatırlatmak zorunda hissederdim kendimi. Her dersin başında derslerimin banisi olan Hayati Develi’nin nice bereketli çalışmalarda bulunması için bir giriş duası yaptık.

Hayati Develi, Dil DoktoruSözlük konuşur, biz susarız

Hocanın derslerine bir şekilde şahit olanlar bilir ki Hayati Develi sözlükle derse giren bir hocadır. Bilinmeyen bir şey olduğunda ya da bilinende bir endişe zuhur ettiğinde hemen sözlüğe başvurmak gerektiğini, sözlüğe artistlik olmayacağını ondan öğrenirsiniz. Her öğrencinin onun dersine sözlükle geldiğine ben şahidim. İlk yıl bize metodik olarak Osmanlı Türkçesi gramerinden hareketle metin okumayı öğretti. Dediklerini hala unutamıyorum: Bu okulu bitirmek ya da Türkoloji sahasında çalışmak istiyorsanız Arap harfleriyle oluşturulan bu dili bilmek zorundasınız.

İkinci sınıfta gramerden daha çok metinler üzerinde durduk. Hoca değişik sahalardaki pek çok metinle öğrencilerini tanıştırdı. Bazen Naima Tarihi sınırlarında gezerken, bazen bir tıp metni öğrencilerinin bilgi dağarcığında yerini alıyordu.

Sevmiştik biz bu Hocayı. Beni, yanımdaki arkadaşla beraber göremediği vakit, koridorlarda bana takılır, “İnsan sevdiğinden nasıl ayrı durur?” derdi.

Hayati DeveliKara 2001 yılı güz dönemi

Neden mi kara güz dönemi? O dönem Hayati Hoca Dede Korkut dersi açmış, ben de arkadaşımla kapısında o dersin ilk öğrencileri olmak için bekliyorduk. Kapıyı çaldık, Hoca, “Oo sevenler gelmiş.” diye bize taltifte bulundu. Hocanın seçmeli Dede Korkut dersini ders kayıt listesinin ilk sırasına yazmış imzalamasını istiyorduk. Hayatım boyunca unutmayacağım bir ders verdi bana: Bir imza çok şeydir. İmzalamadı ders seçim kağıdını. Sonrasında kara haber koridora geldi: Hoca yola revan olmuş, başka denizlere yelken açmış bile. İçimin nasıl acıdığını nasıl anlatsam? Hangi sözcükleri kullansam? İçimin bir şeyi isteyip de gerçekleşmediğinde bu kadar yandığı başka bir olay hatırlamıyorum. Koridorda yürürken göz yaşlarım Fakülte koridorlarına dökülüyor ve bunu bize neden yaptınız hocam, diye serzenişlerde bulunuyordum. Hâlâ aynı yerdeyim: Hocam madem gitmek kaderindi, bir sene daha bekleseydin olmaz mıydı?

Öğrencilerin dilinden konuşabilen nadir hocalardan olan Hayati Develi’ye talebe olmak imkanı sağlayan kadere binlerce kez selam olsun.

 

Zeki Dursun, hasretle yazmaya devam ediyor



Bu yazı toplam 5196 defa okundu.
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.
Şu An Sitede
8 Kişi Online
SİTE ANKET
Sitemizi nasıl buldunuz?
Çok İyi
İyi
Orta
Kötü
Çok Kötü
DÜNÜN MANŞETLERi
ETKiNLiKLER  + Ekle 
ARŞİVDE ARA
ÇOK OKUNANLAR