Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
M. Nuri Yardım
yardimmn@gmail.com
Edebiyat Mezunları Nerlerde Çalışabilir
30 Mayıs 2012 Çarşamba Saat 22:08

Geçen gün cep telefonum çaldı. Uzun zamandır aramayan Elif’ti. “Hocam, çok kötü bir şey oldu, moralim fena halde bozuk!” Sesi ağlamaklıydı. Şaşırdım, üzüldüm: “Hayrola Elif dedim, ne oldu? Sâkin sâkin anlat hele.” “Öğretmenlik hakkımızı elimizden alıyorlar hocam, artık öğretmenlik de yapamayacağız. Yani öğretmen olarak son günlerimi yaşıyorum. Çok çok kötüyüm.”

Sesi kötü, morali bozuk, ruh hali gergindi. “Hemen ümitsizliğe düşme Elif, hayırlısını iste, konuşalım.” dedim. Üsküdar’da görüştük, konuştuk. Bu sefer yüzü mütebessim ve huzurlu bir hâlde gördüm. “Hayrola, ne oluyor?” diye sordum. “Yeni bir kanun hazırlanmış, önce bizi de kapsıyor sandım, meğer bizim öğretmenlik haklarımız devam edecek. Ama edebiyat fakültelerine yeni girenler öğretmen olamayacak bundan sonra…”

Bugünlerde İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nün değerli öğretim üyelerinden, benim de 1980’li yıllarda okuduğum sırada asistan olan hocam Prof. Dr. Şeyma Güngör, son sınıf öğrencilerine bir ödev vermiş. “Edebiyat mezunları hangi işlerde, hangi sektörlerde çalışabilir?” Ard arda öğrenciler geliyor, hepsine de dilim döndüğünce cevap vermeye çalışıyorum. Öğrenciler dinledikçe mutlu oluyor ve geleceklerinin hiç de sanıldığı gibi karanlık olmadığını, işsiz kalmayacaklarını düşünmeye başlıyorlar.

Sonra düşündüm ki bu konuşmaları sadece birkaç öğrenci duymamalı, bu düşünceler yayılmalı. Madem ki edebiyat öğrencileri sadece İstanbul’da bulunmuyor, yurdun değişik bölgelerinde, Türkiye’nin bir çok şehrinde Edebiyat Fakülteleri’nin Türk Dili ve Edebiyatı bölümlerinde okuyan onbinlerce, belki de yüzbinlerce gencimiz var. Onlarla da bu konudaki düşüncelerimi paylaşmak istedim.

Ben de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde okudum. Bitirdiğim zaman öğretmenlik tayinim hemen çıkmıştı. Çünkü imtihanlar yapılmıyordu o sıralar. Demek ki öğretmen açığı varmış. Tokat Reşadiye’ye çıkmıştı edebiyat öğretmenliğim. Gitmek kısmet olmadı. Çünkü gazeteciliğe devam ediyordum. Demem şu ki, o fırsatım olduğu halde mesleği yapmadım, farklı bir sahada çalıştım. Tam 23 yıl gazetecilik yaptım ve bu meslekten 2001 yılında emekli oldum. Halen Kubbealtı Akademisi Kültür ve Sanat Vakfı bünyesinde neşredilen Kubbealtı Akademi Mecmuası’nın yazıişleri müdürü olarak çalışıyorum.

Şimdi asıl meseleye gelmek istiyorum. Edebiyatçıların hangi iş kollarında, hangi mesleklerde çalışabileceklerine dâir beyin jimnastiği yapalım isterseniz. Alfabetik olarak iş kollarını yazalım ki, edebiyatçıların önünün ne kadar çok açık olduğunu ve âdeta bütün kapıların onları beklediğini görebilelim. Unuttuğum iş kolların da siz bana hatırlatırsınız:

 

BANKALAR: Bugün bankaların çoğu kültür yayıncılığı yapıyor. Kitap yayınlayan, dergi çıkaran bankaların sayısı giderek artıyor. Bazı bankaların yayınları neredeyse 4 bine yaklaşmış. Kültür toplantıları düzenleyen bankalar da var. Ve bu iş için salonlar hazırlamışlar. Öyleyse edebiyatçıların rahatlıkla çalışabileceği kurumların başında bankalar geliyor.

 

BELEDİYELER: Başta İstanbul olmak üzere Türkiye’nin bütün belediyeleri kültüre ve sanata önem vermeye başladı. İstanbul’a bakalım. 39 ilçe belediyesi ve Büyükşehir Belediyesi çok değerli çalışmaları destekliyorlar. Kültür müdürlükleri en faal, aktif ve canlı birimler. Bu bölümlerde edebiyat mezunları yönetici veya çalışan olarak çalışabilir. Çok iyi kültür sanat programları, toplantıları, edebiyat yarışmaları düzenleyebilirler.

 

DERGİLER: Gerek edebiyat dergileri, gerek kültür sanat dergileri gerekse sektör dergileri, Türkçeye hâkim iyi edebiyatçıları bekliyor. Dergilerde yazılar yazılabilir, gelen yazılar okunup tashih edilebilir, editörlük yapılabilir. Dergiler, geçmişte de bugün de en çok edebiyatçı istihdam eden alanlardandır.

 

DERNEKLER: Bilhassa kültür sanat dernekleri, edebiyat mezunları için çok iyi bir hizmet yeridir. Bu mekânlarda çalışanlar hem maişetlerini temin edebilir, hem de kültüre ve sanata hizmet edebilirler. Bilhassa işlevsiz olan hemşehri derneklerinin iyi edebiyatçılara, basın ve halkla ilişkiler sorumlularına büyük ihtiyaçları var.  Bu konuda hemşehrilik duygusu öne çıkabilir. Yani Sivaslı bir Türkolog Sivas Derneği’ne, Konyalı bir edebiyatçı ise İstanbul’daki veya Anadolu’daki herhangi bir Konya Derneği’nde çalışabilir. Hemşehri dernekleri çok yaygındır. Meselâ bilebildiğim kadarıyla Siirtlilerin, Siirt’in dışında en az Türkiye’nin on ilinde hemşehri dernekleri var. Bursa Siirtliler Derneği, Kocaeli Siirtliler Derneği gibi… Fonksiyonları zayıf olan hemşehri dernekleri bu vesile ile canlandırılabilir ve daha hayırlı faaliyetlere mekân olabilirler. Bunu da kendisini iyi yetiştirmiş bir edebiyatçı rahatlıkla yapabilir.

 

DESHANELER: Üniversite ve lise hazırlık dershanelerinde yeteri derecede edebiyatçı var mı? Ne yazık ki hayır! Fen bölümlerine daha çok önem verildiğini biliyorum ne yazık ki. Ama hiç kimse unutmasın ki, gelecek sosyal bilimlerin bilhassa edebiyatın olacak. Türkiye’de bugün en gözde liseler Sosyal Bilimler Liseleri değil mi? Ve oralarda edebiyat, tarih ağırlıklı değil mi? Öyleyse dershaneler de peşin hükümlerini bir tarafa bırakıp edebiyatçılardan daha çok istifade etme yolunu seçmelidir.

 

EDİTÖRLÜK: Editörlüğü fizikçiler, matematikçiler değil edebiyatçılar yapabilir. Dolayısıyla her kurumda editörlere ihtiyaç var. Bütün mesele edebiyat mezunlarının şöyle çevrelerini araştırmaları… Sağa sola bakmaları… Elbette, okulu bitirmek üzere iken Kubbealtı Fotokopi yerine Kubbealtı Vakfı’na yanlışlıkla gelen edebiyatçıların şansı hiç olmayacak. Yani demem o ki, edebiyat öğrencileri okurken, fakülte ile yetinmeyecek, okuldaki bilgileri pekiştirecek vakıf ve derneklerin kültür sanat faaliyetlerini yakından takip edecek, kendisini geliştirecek ki, ileride iyi ve güzel bir işe girebilsin.

 

GAZETELER: Gazeteler geçmişte de bugün de edebiyatçılar için iyi bir çalışma alanı aslında. Şöyle bir düşünüp de geçmişe yolculuk yaptığımızda belli başlı bütün edebiyatçıların aynı zamanda gazetecilik yaptıklarını görürüz: Namık Kemal, Ahmet Midhat Efendi, Peyami Safa, Tarık Buğra, Sait Faik, Necip Fazıl ve diğerleri… Gazetelerin iyi edebiyatçılara her zaman ihtiyacı olur, öyleyse edebiyat mezunları gazete kapılarını aşındırmalı. Kendilerini ispatlamalı, gazetelerde muhabir, musahhih, muharrir (köşe yazarı), editör, redaktör veya sayfa düzenleyicisi olarak çalışmalılar. Edebiyatçı istihdam eden gazetelerin kalitesi de bu şekilde artmış olur.

 

İNTERNET SİTELERİ: İnternet giderek yayılıyor. Günlük haber siteleri, aylık edebiyat siteleri, haftalık siteler giderek çoğalıyor. Bu sitelere gelen/gönderilen yazıları da elbette edebiyatçılar okuyacak, kontrol edecek ve değerlendirecek. İnternet giderek büyüyen dev bir sektör olma yolunda. Edebiyatçılar bu sektördeki yerlerini şimdiden almalı. Meselâ bizim ESKADER’e bağlı olarak yayın yapan www.sanatalemi.net sitemizde 30 civarında köşe yazarımız var. Editörlerimiz, muhabirlerimiz var. Bir de www.medeniyetimiz.com sitemiz var. Buralarda yazanlar, çalışanlar şimdilik gönüllü. Ama yarın öbür gün bu tür sitelerde profesyonel olarak çalışanlar olacaktır. Dergi çıkarmaya çok meraklı olan öğrencilere internet sitesi hazırlamalarını tavsiye ediyorum. Zira zahmeti daha az, fakat etkisi daha fazladır. Edebiyatçılar interneti ihmal etmemeli, sitelere edebî yazılar yazmalı ve güçlerini bu alanda da göstermeliler.

 

KAYMAKAMLIKLAR: İlçelerimizin kaymakamlıklarında edebiyatçılar çalışabilir. Kaymakamlık bünyesinde Kültür Müdürlükleri vardır veya olmalıdır. En azından edebiyat mezunları, kaymakamlıkların basın ve halkla ilişkiler bölümünde de emek verebilirler. Konferanslar düzenleyebilir, kültürel faaliyetler hazırlayabilirler.

 

KİTAPÇILAR: Bir edebiyatçının zevkle çalışabileceği en güzel alanlardan biri de kitapçı dükkânlarıdır. Birikimiyle, kültürüyle edebiyatçı müşterilerle daha rahat bir diyalog kurabilir, kitapseverleri yönlendirebilir ve onlarla sohbet edip kitaplara daha çok ısındırabilir. Kitapları en çok tanıyanlar edebiyatçılardır veya öyle olmalıdır. Ben kitapçı olsam, kasaya da mutlaka bir edebiyatçı oturtmak isterim. Çünkü müşteriye gelirken ve ayrılırken gösterilecek bir güleryüz, onu mekâna daha çok bağlayacak. Ve artık o kişi, bizim dükkânının müdavimi olacaktır. Edebiyatçılar! Kitapçı dükkânlarını sakın boş bırakmayın. Dört tarafı kitaplarla kuşatılmış yerlerde ömür boyu huzur içinde çalışmak istemez misiniz?

 

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI: Turizmde de edebiyatçılar istihdam edilebilir. Lisan bilen edebiyatçılar, turistik bölgeye gelen yerli ve yabancı konuklara o mahallin kültürel değerlerini daha iyi tanıtabilir. Edebiyatçı, şehrin/ilçenin veya kasabanın yetişmiş şahsiyetlerini, sanatçılarını, bilginlerini tanıtıp sevdirebilir  ve bölgeyi bir cazibe merkezine dönüştürebilir. Turizm böyle ya kültür… Zaten Kültür ve Turizm Bakanlığı, bana göre çalışanlarını mutlaka edebiyatçılardan seçmelidir. Adı üstünde “Kültür”… Eh edebiyatçılar toplumun en “kültürlü” insanlarıdır. Bu konuda iddialıyım. İnanmayanlarla bunu rahatlıkla tartışabilirim. Kültür ve Turizm Bakanlığı yayıncılık da yapmakta, dergi de çıkarmaktadır. O kitapları ve dergileri edebiyatçılardan daha iyi kim hazırlayabilir?

 

KÜLTÜR MERKEZLERİ: Türkiye’de kültür merkezlerimiz çoğalıyor. Her şehirde elbette var ve olmalıdır. Neredeyse her ilçede, mahallede hatta kasabada kültür merkezleri kuruluyor. Düşünülsün ki, İstanbul’da sadece Üsküdar’ında en az on büyük kültür merkezi bulunuyor. Her kültür merkezinin başına bir edebiyatçı yakışmaz mı? Elbette oranın hakkını en çok verebilecek olanlar edebiyatçılardır. Öyleyse edebiyat mezunları çevrelerindeki kültür merkezlerini kollamalı ve oraya müracaat etmeliler. Baktılar ki kültür merkezi yok. O zaman da sivil  toplum kuruluşlarını, basını ve etkili çevreleri harekete geçirerek o bölgeye bir kültür merkezi kurdurmalı. Sonra da başına geçip hizmet vermeliler. Ne zekice ve güzel bir çözüm değil mi? :) Unutmadan söyleyeyim Kültür Bakanlığımız artık yurtdışında da dört başı mâmur kültür merkezleri kuruyor. Giderek sayıları artan Yûnus Emre Kültür Merkezleri, âdeta dünyada Türk kültürü ve sanatının temsilcisi konumundadır.

 

KÜTÜPHANELER: Kütüphanelerde elbette kütüphanecilik mezunları çalışmalı. Ama ya mezunları yetmiyorsa, veya edebiyatçıların bulunduğu yerde o bölümün mezunu yoksa ne olacak, elbette ki edebiyat mezunları kütüphanelere geçip kitapseverlere yardımcı olacak. Kitap meraklılarına yol gösterecek, ödev için gelen öğrencilere mihmandarlık yapacaklar. Yetmez, sade vatandaşları yönlendirecek, kitapla buluşturacaklar. Kütüphaneler edebiyatçıların en değerli mekânlarıdır.

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI: Milli Eğitim Bakanlığı, zaten edebiyat mezunlarını öğretmen olarak okullara tayin ediyor. Ama benim kastım o değil. Onun dışında Milli Eğitim Bakanlığı, bünyesine daha çok edebiyatçı almalıdır. Bakanlık adına çıkarılan dergilerin editörleri, yöneticileri edebiyatçılardan oluşmalıdır. Bakanlığın yazışmalarını, büro hizmetlerini bile edebiyatçılar çok daha iyi yapabilir. Ama aslolan yazı faaliyetlerinde edebiyatçıların istihdam edilmesidir. Bilhassa hizmet içi eğitimlerde görevlendirilebilir edebiyatçılar. Meselâ Osmanlı Türkçesi, Diksiyon, Medya Okur Yazarlığı ve İstanbul gibi derslerde, kurslarda edebiyat mezunları çok başarılı olabilir. Bir de şimdi Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde Ar-Ge (Araştırma Geliştirme) Birimi kurulmuş ki tam edebiyatçılar için biçilmiş kaftan. Bir bakıma bakanlıktaki bütün kültür faaliyetlerini bu birim düzenliyor. Öyleyse edebiyat mezunları bir an önce Ar-Ge Birimlerine müracaat etmeli. Milli Eğitim Müdürlerimiz edebiyatçılardan istifade etmeyi unutmamalıdır. 

 

MUSAHHİHLİK (DÜZELTMENLİK): İşte edebiyat mezunlarının gözü kapalı yapabilecekleri en güzel işlerden biri: Musahhihlik. Basındaki en meşhur musahhihlerin (düzeltmenlerin) şair ve yazarlardan, edebiyatçılardan seçildiklerini biliyorsunuz değil mi? Ömrü boyunca kelimelerle dans eden edebiyatçılar, harf hatalarını binlerce (!) kilometre öteden görür, fark eder ve düzeltir. Benden hatırlatması… Bugün gazetelerimiz tashih hatalarıyla, dil yanlışlarıyla dolu çıkıyorsa, bunun en büyük günahkârları ‘tashih servisleri’ni kaldırtan yayın yönetmenlerinindir. Bunu da buradan ilan ediyorum, duyula!.. Bir de bağımsız çalışmak mümkün. Bâbıâli’nin yegâne musahhihlerinden merhum Celalettin Bilginer, Cağaloğlu’nda bir tashih bürosu açmış ve ömür boyunca ekmeğini yayınevlerine kitap tashihi yaparak kazanmıştı. Birkaç edebiyatçı, Cağaloğlu’nda küçük bir yer kiralayarak bir tashih bürosu kurabilir.

 

MÜZELER: Müzeleri en çok sevenler kimler? Edebiyatçılar. Yine müzeleri en çok gezenler kimler? Tabii ki şair ve yazarlar, edebiyatçılar… Öyleyse edebiyat mezunları müzeleri ölü hâllerinden hayata geçirebilirler. Vatandaşlarımızın ilgisini bu talihsiz yerlere çekebilirler. Hele şair ve yazarlar adına kurulmuş müzelere edebiyatçı müdürler ne kadar yakışır değil mi? Meselâ Hüseyin Rahmi Gürpınar Müzesi’nde İstanbul, Marmara veya Mimar Sinan edebiyat fakültelerinden mezun birisi getirilse o müze daha çok canlanmaz mı? Hatta orada görev alan edebiyatçımız, Hüseyin Rahmi hakkında araştırmalar yapmaz mı, bunları yayınlamaz mı, böylece kültür hayatımız daha fazla canlanmaz mı? Bir de özel müzeler kuruluyor şimdi. Yahya Kemal Müzesi, Orhan Kemal Müzesi gibi… Oralarda da çalışmak mümkün.

 

RADYOLAR: Radyolar, medyanın en mutena araçlarıdır. Bir edebiyatçı, radyolar için çok iyi programlar hazırlayabilir. Okunacak edebî metinleri, şiirleri vukufiyetle seçebilir. Vefat etmiş sanatkârlar, edebiyatçılar hakkında programlar düzenleyebilir, yaşayan şairleri, romancıları, hikâyecileri, müzehhipleri, hattatları, ressamları, ebrucuları, bestekârları hazırlayacağı kültür sanat programına dâvet edebilir ve unutulmayacak nefis programlara imza atabilir. Radyo yöneticileri edebiyatçıların birikiminden daha fazla istifade etmeyi düşünmeliler. Bu onların (yani radyoların) da hayrına olur,  benden hatırlatması…

 

REDAKTÖRLÜK: Türkçeye hâkim olanlar iyi redaktörlük yapabilir. Gazetelerde de, dergilerde de, yayınevlerinde de, radyolarda da, internet sitelerinde de böyledir. Dört yıl boyunca Türkçenin inceliklerini değerli hocalardan görmüş ve öğrenmiş olan Türkologların gözünden hata kaçabilir mi, kelime tekrar mümkün mü, cümle düşüklüğü olabilir mi? Velhâsıl-ı kelâm, iyi bir edebiyatçıyı sorumlu kılın, ondan sonra bakın redaksiyon işi nasıl tıkır tıkır yürüyor. İnanmazsanız deneyin, görün.

 

SAHHAFLAR: Ah sahaflık… Kitapçılığın dedesi, pîrî. Büyük sahaflar büyük âlimlerdi eskiden. Fuad Köprülü ile ilmî mücadeleler yapan Raif Yelkenci’yi düşünelim. Başta İstanbul’un olmak üzere memleketimizin kıymetli sahafları! Dükkânlarınıza elemanlar alıyorsunuz değil mi? Bugüne kadar hiç edebiyatçı istihdam etmeyi düşündünüz mü? Görün o zaman dükkânınızın hâsılatı nasıl üçe beşe katlanıyor. Ben şahsen edebiyatçıların çalıştığı sahaf dükkânlarını daha çok ziyaret etmek isterim. Oradan daha rahat bir şekilde alışveriş yapabileceğimi düşünüyorum. Çünkü en azından lisânımdan anlayan bir sahaf vardır orada. Yani “sahaf- ı bîinsaf” değildir, bilirim. Bu muhterem ve mübarek mesleği canlı tutacak ve geleceğe taşıyacak olanlar edebiyatçılardır. Böyle biline!

 

SİNEMA: Sinemanın temelinde edebiyat yatıyor. Her filmin mutlaka bir hikâyesi vardır. Hikâyeyi de edebiyatçılar yazar veya seçer. Senaryo çalışmalarına katkıda bulunulabilir. Yeni senaryolar kaleme alabilir. Sinema ile edebiyatın birlikteliliğinden büyük eserler doğar. Edebiyatçılar, sinemayı da ihmal etmemeli, ciddi yönetmenlerle görüşüp mükemmel senaryolar yazmalılar.

 

ŞİRKETLER: Ekonomiyi ellerinde tutan şirketlerin basın ve halkla ilişkiler bölümlerinde edebiyatçılar ciddi mesai verebilir ve sözkonusu şirketlerin tanıtımına katkıda bulunabilirler. Şirketlerin neşrettikleri dergileri en iyi edebiyatçılar hazırlayabilir. Resmi kurumların da öyle. İDO, THY ve DDY gibi kurumlar dergiler çıkarıyor. Bu dergilere edebiyatçıların eli değmeli. Hem muhteva olarak hem de teknik bakımdan dergiler güzelleşmeli. Şimdi de iyi ama o zaman görün nasıl daha kaliteli çıkıyor.

 

TAKVİM: Edebiyatçılar orijinal fikirlere sahip meslek grubu mensuplarıdır. Sadece mevcut işlerde çalışmak yerine yeni iş alanları kurabilirler. Türkiye’de yüzlerce takvim var. Ama bir edebiyat takvimimiz yok. Niçin masalar için, duvarlar için edebiyat takvimleri yapılmasın. Büyük ilgi göreceğini düşünüyorum. Bu konuya meraklı olanlara destek olabilirim. Düşünebiliyor musunuz? 1 Ocak’tan 31 Aralık tarihine kadar edebiyat bilginleriden, şair ve yazarların biyografilerinden, meşhurların özlü sözlerinden ve eserlerinden meydana gelen muhteşem bir takvim. Hangi edebiyatsever almaz ki? Ama iyi hazırlanmalı ve ciddi bir yayınevine veya gazeteye bu proje sunulmalıdır.

 

TELEVİZYONLAR: Televizyonlar, edebiyatçı istihdam ettikleri zamanlarda en muhteşem programlara imza attılar. Meselâ TRT Tarık Buğra ile Küçük Ağa gibi unutulmayan bir diziyi milletimize armağan etti. Sabahat Emir’in Gönül Dostları ve Aile Bağları dizileri hâlâ konuşuluyor. Rasim Özdenören’in Çok Sesli Bir Ölüm’ünü unutmak kabil mi? Attilâ İlhan ve Tarık Dursun K.’nın senaryolarını yazdıkları diziler, filmler zevkle seyredildi. Örnek çok… Selim İleri, Hilmi Yavuz, Beşir Ayvazoğlu, İskender Pala ve diğer edebiyatçıların katıldığı kültür edebiyat programları nasıl da seyrediliyor görüyoruz. Edebiyatçılar televizyonlara büyük katkılarda bulunabilir, çok değerli kültür, sanat ve edebiyat programları hazırlayabilirler.

 

TİYATRO: Edebiyatçılara söz hakkı verilmediği veya az verildiği için tiyatroların ne hale geldiğini gördünüz değil mi? Tiyatro dünyasında her taraf toz duman. Çünkü bugüne kadar gerçek edebiyatçılardan ya yararlanılmadı veya az istifade edildi. İnşallah bu yeni dönemde, tiyatro yönetmenleri, özel tiyatroların yöneticileri edebiyatçıların birikimini fark eder. Ne mi yapar edebiyatçılar tiyatroda? Neler yapmaz ki? En başta oturup güzel bir tiyatro metni yazar, eski yazarların tiyatro metinlerini günümüze aktarır. Dil bilenler oyun tercümesi yapar. Olmadı, çıkar sahnede oyunculuk yapar, hatta oyun yönetmenliğini başarıyla yapar.

 

TÜRK DİL KURUMU: Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu ve diğer resmi kurumlar da edebiyatçılarla zenginleşir ve daha mühim çalışmalara zemin teşkil edebilir. TDK sözlük çalışmalarına ağırlık veriyor. Peki edebiyatçılarımızın dil bilgisini tartışmak mümkün mü? Yapılacak şey sadece o müesseselere müracaat etmek ve özgeçmişimizi kurum yöneticilerine sunmak.

 

ÜNİVERSİTELER: Neredeyse her ilimizde bir üniversite var. Çoğunda da Fen-Edebiyat Fakülteleri mevcut. Fakültelerde de Türk Dili ve Edebiyatı bölümleri açık. Yüksek lisans, doktora, doçentlik ve sonunda profesörlüğün kapıları sonuna kadar açık. Ama basamak basamak yükselmek gerekiyor. Edebiyat mezunları mümkünse bir üniversitede yüksek lisans imtihanına müracaat ederek akademik hayata ilk adımlarını atmalıdır.

 

VAKIFLAR: Vakıflar çoğalıyor ülkemizde. Her geçen gün yeni yeni vakıflar kuruluyor. Tabii bu vakıflarda ehil insanlara ihtiyaç var. Bilhassa edebiyatçılara. Vakıf müessesesinin ehemmiyetine inanan, bu kurumun ne demek olduğunu, nasıl bir sorumluluk hissi taşınması gerektiğinin şuurunda olan edebiyatçılar, mensup oldukları vakıflarda büyük hizmetler verebilirler. Vakıfların hizmet yeri olduğunu bildikleri için, fedakârlıklar gösterecek ve fazla mesai ile hizmet verecekler. Evlerine de iş taşıyacak ve vakıfların topluma daha çok kültürel değer katması için olağanüstü bir çaba içinde olacaklar.

 

VALİLİKLER: Türkiye’mizde kültür hayatını en canlı tutan kurumların başında şükürler olsun ki valilikler geliyor. Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül’ün başlattığı “Türkiye Okuyor!” kampanyasını düşünelim. İdealist, gayretli ve kültürlü valilerimiz olmasaydı bu kampanya güme gitmişti. Şükürler olsun ki, mesuliyet hissi taşıyan, kitap âşığı valilerimiz var ve onlar sayesinde irfanımız canlanıyor ve muhteşem medeniyetimizin farkına varılıyor. Valilikler, edebiyatçıları bilhassa Kültür Müdürlüklerine, Halk Eğitim merkezlerine almalı ve seçkin hizmetlerin yayılmasına bu şekilde katkıda bulunmalıdır.

 

YAZARLIK: Benim nâçizane düşüncem şudur ki, her edebiyatçı potansiyel yazardır. Yazmak zorundadır. Edebiyatçılık ve yazarlık, birbirinden ayrılmaz, talihi bir ikiz kardeşlerdir. Denilebilir ki, “Her edebiyatçı romancı, şair olamayabilir.” Doğrudur, olmasına da gerek yok. Ama her edebiyatçının elinde kalem olmalıdır. Okuduğu kitaplar hakkında yazılar yazmalıdır, seyrettiği filmler, tiyatro oyunları hakkında değerlendirmeler, tenkitler, kritikler yapmalıdır.  Yazma konusunda çekinen, tereddüt edenler bana müracaat ederse yol gösterebilirim. İnanıyorum ki her edebiyatçı çok iyi bir yazar olabilir. Yeter ki, yazı meselesini ciddiye alsın ve devamlı olarak çalışsın. İlk kitabım Edebiyatçılarımızın Çocukluk Hâtıraları’nı öğrenci iken hazırlamıştım. Ardından pek çok kitap geldi. Demem o ki, edebiyat öğrencileri kolları sıvarsa ve yazmaya başlarsa uzun, bereketli ve aydınlık bir yolun huzurlu yolcuları olabilirler.

 

         Şimdi şöyle düşündüğünüzü duyar gibiyim: “Daha önce mezun olduğumuzda işsiz kalacağımızı düşünüyor, endişe duyuyorduk. Şimdi o kadar çok alternatif iş imkânı sundunuz ki, bu sefer de hangisine başlayacağımızı şaşırdık, tereddüt geçiriyoruz.” Öyleyse şunu söyleyeyim:

Edebiyatçılar genelde benzer duygulara sahip, aynı kaygıları taşıyan idealist insanlardır. Yani kocaman bir ailenin mensuplarıdır edebiyatçılar. Meslek seçme gibi önemli bir konuda birbirlerine danışmalı, genç edipler kıdemli olan meslektaşlarıyla istişare etmeliler. Ben de müracaat eden genç edebiyatçılarla düşüncelerimi her zaman paylaşabilirim. Yalnız gelirken heybeleri boş olmasın. Yanlarında ya bir şiir, ya bir deneme, ya bir hikâye veya en azından bir kitap tanıtım yazısı olmalıdır. Ona göre…

 

Not: Konuyla ilgili duygu ve düşüncelerinizi, yorumlarınızı bekliyorum. Bu kadar imal-i fikr ettikten ve kafa yorduktan sonra yine mevzuyla ilgili küçük bir duyuruyu çok görmezsiniz değil mi? Birkaç yıldan beri bilhassa edebiyatçıların ve edebiyat mezunlarının devam ettiği “Yazı ve Editörlük Kursu”nu vermekteyim. Kursumuz Pazar günleri Birlik Vakfı’nda saat 13.30-15.30 saatleri arasında devam etmektedir. Kursu merak edenler ziyaretçi olarak gelebilir. Bu arada talep üzerine Yazı ve Editörlük Kursumuz yazın da devam edecek. İlk ders 17 Haziran 2012 Pazar. Kayıt için vakıf Müdürü Osman Baş Beye müracaat edilebilir veya 0 212 5164127-28 numaralı telefonlardan bilgi alınabilir.

 
 
 


Geçen gün cep telefonum çaldı. Uzun zamandır aramayan Elif’ti. “Hocam, çok kötü bir şey oldu, moralim fena halde bozuk!” Sesi ağlamaklıydı. Şaşırdım, üzüldüm: “Hayrola Elif dedim, ne oldu? Sâkin sâkin anlat hele.” “Öğretmenlik hakkımızı elimizden alıyorlar hocam, artık öğretmenlik de yapamayacağız. Yani öğretmen olarak son günlerimi yaşıyorum. Çok çok kötüyüm.”

Sesi kötü, morali bozuk, ruh hali gergindi. “Hemen ümitsizliğe düşme Elif, hayırlısını iste, konuşalım.” dedim. Üsküdar’da görüştük, konuştuk. Bu sefer yüzü mütebessim ve huzurlu bir hâlde gördüm. “Hayrola, ne oluyor?” diye sordum. “Yeni bir kanun hazırlanmış, önce bizi de kapsıyor sandım, meğer bizim öğretmenlik haklarımız devam edecek. Ama edebiyat fakültelerine yeni girenler öğretmen olamayacak bundan sonra…”

Bugünlerde İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nün değerli öğretim üyelerinden, benim de 1980’li yıllarda okuduğum sırada asistan olan hocam Prof. Dr. Şeyma Güngör, son sınıf öğrencilerine bir ödev vermiş. “Edebiyat mezunları hangi işlerde, hangi sektörlerde çalışabilir?” Ard arda öğrenciler geliyor, hepsine de dilim döndüğünce cevap vermeye çalışıyorum. Öğrenciler dinledikçe mutlu oluyor ve geleceklerinin hiç de sanıldığı gibi karanlık olmadığını, işsiz kalmayacaklarını düşünmeye başlıyorlar.

Sonra düşündüm ki bu konuşmaları sadece birkaç öğrenci duymamalı, bu düşünceler yayılmalı. Madem ki edebiyat öğrencileri sadece İstanbul’da bulunmuyor, yurdun değişik bölgelerinde, Türkiye’nin bir çok şehrinde Edebiyat Fakülteleri’nin Türk Dili ve Edebiyatı bölümlerinde okuyan onbinlerce, belki de yüzbinlerce gencimiz var. Onlarla da bu konudaki düşüncelerimi paylaşmak istedim.

Ben de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde okudum. Bitirdiğim zaman öğretmenlik tayinim hemen çıkmıştı. Çünkü imtihanlar yapılmıyordu o sıralar. Demek ki öğretmen açığı varmış. Tokat Reşadiye’ye çıkmıştı edebiyat öğretmenliğim. Gitmek kısmet olmadı. Çünkü gazeteciliğe devam ediyordum. Demem şu ki, o fırsatım olduğu halde mesleği yapmadım, farklı bir sahada çalıştım. Tam 23 yıl gazetecilik yaptım ve bu meslekten 2001 yılında emekli oldum. Halen Kubbealtı Akademisi Kültür ve Sanat Vakfı bünyesinde neşredilen Kubbealtı Akademi Mecmuası’nın yazıişleri müdürü olarak çalışıyorum.

Şimdi asıl meseleye gelmek istiyorum. Edebiyatçıların hangi iş kollarında, hangi mesleklerde çalışabileceklerine dâir beyin jimnastiği yapalım isterseniz. Alfabetik olarak iş kollarını yazalım ki, edebiyatçıların önünün ne kadar çok açık olduğunu ve âdeta bütün kapıların onları beklediğini görebilelim. Unuttuğum iş kolların da siz bana hatırlatırsınız:

 

BANKALAR: Bugün bankaların çoğu kültür yayıncılığı yapıyor. Kitap yayınlayan, dergi çıkaran bankaların sayısı giderek artıyor. Bazı bankaların yayınları neredeyse 4 bine yaklaşmış. Kültür toplantıları düzenleyen bankalar da var. Ve bu iş için salonlar hazırlamışlar. Öyleyse edebiyatçıların rahatlıkla çalışabileceği kurumların başında bankalar geliyor.

 

BELEDİYELER: Başta İstanbul olmak üzere Türkiye’nin bütün belediyeleri kültüre ve sanata önem vermeye başladı. İstanbul’a bakalım. 39 ilçe belediyesi ve Büyükşehir Belediyesi çok değerli çalışmaları destekliyorlar. Kültür müdürlükleri en faal, aktif ve canlı birimler. Bu bölümlerde edebiyat mezunları yönetici veya çalışan olarak çalışabilir. Çok iyi kültür sanat programları, toplantıları, edebiyat yarışmaları düzenleyebilirler.

 

DERGİLER: Gerek edebiyat dergileri, gerek kültür sanat dergileri gerekse sektör dergileri, Türkçeye hâkim iyi edebiyatçıları bekliyor. Dergilerde yazılar yazılabilir, gelen yazılar okunup tashih edilebilir, editörlük yapılabilir. Dergiler, geçmişte de bugün de en çok edebiyatçı istihdam eden alanlardandır.

 

DERNEKLER: Bilhassa kültür sanat dernekleri, edebiyat mezunları için çok iyi bir hizmet yeridir. Bu mekânlarda çalışanlar hem maişetlerini temin edebilir, hem de kültüre ve sanata hizmet edebilirler. Bilhassa işlevsiz olan hemşehri derneklerinin iyi edebiyatçılara, basın ve halkla ilişkiler sorumlularına büyük ihtiyaçları var.  Bu konuda hemşehrilik duygusu öne çıkabilir. Yani Sivaslı bir Türkolog Sivas Derneği’ne, Konyalı bir edebiyatçı ise İstanbul’daki veya Anadolu’daki herhangi bir Konya Derneği’nde çalışabilir. Hemşehri dernekleri çok yaygındır. Meselâ bilebildiğim kadarıyla Siirtlilerin, Siirt’in dışında en az Türkiye’nin on ilinde hemşehri dernekleri var. Bursa Siirtliler Derneği, Kocaeli Siirtliler Derneği gibi… Fonksiyonları zayıf olan hemşehri dernekleri bu vesile ile canlandırılabilir ve daha hayırlı faaliyetlere mekân olabilirler. Bunu da kendisini iyi yetiştirmiş bir edebiyatçı rahatlıkla yapabilir.

 

DESHANELER: Üniversite ve lise hazırlık dershanelerinde yeteri derecede edebiyatçı var mı? Ne yazık ki hayır! Fen bölümlerine daha çok önem verildiğini biliyorum ne yazık ki. Ama hiç kimse unutmasın ki, gelecek sosyal bilimlerin bilhassa edebiyatın olacak. Türkiye’de bugün en gözde liseler Sosyal Bilimler Liseleri değil mi? Ve oralarda edebiyat, tarih ağırlıklı değil mi? Öyleyse dershaneler de peşin hükümlerini bir tarafa bırakıp edebiyatçılardan daha çok istifade etme yolunu seçmelidir.

 

EDİTÖRLÜK: Editörlüğü fizikçiler, matematikçiler değil edebiyatçılar yapabilir. Dolayısıyla her kurumda editörlere ihtiyaç var. Bütün mesele edebiyat mezunlarının şöyle çevrelerini araştırmaları… Sağa sola bakmaları… Elbette, okulu bitirmek üzere iken Kubbealtı Fotokopi yerine Kubbealtı Vakfı’na yanlışlıkla gelen edebiyatçıların şansı hiç olmayacak. Yani demem o ki, edebiyat öğrencileri okurken, fakülte ile yetinmeyecek, okuldaki bilgileri pekiştirecek vakıf ve derneklerin kültür sanat faaliyetlerini yakından takip edecek, kendisini geliştirecek ki, ileride iyi ve güzel bir işe girebilsin.

 

GAZETELER: Gazeteler geçmişte de bugün de edebiyatçılar için iyi bir çalışma alanı aslında. Şöyle bir düşünüp de geçmişe yolculuk yaptığımızda belli başlı bütün edebiyatçıların aynı zamanda gazetecilik yaptıklarını görürüz: Namık Kemal, Ahmet Midhat Efendi, Peyami Safa, Tarık Buğra, Sait Faik, Necip Fazıl ve diğerleri… Gazetelerin iyi edebiyatçılara her zaman ihtiyacı olur, öyleyse edebiyat mezunları gazete kapılarını aşındırmalı. Kendilerini ispatlamalı, gazetelerde muhabir, musahhih, muharrir (köşe yazarı), editör, redaktör veya sayfa düzenleyicisi olarak çalışmalılar. Edebiyatçı istihdam eden gazetelerin kalitesi de bu şekilde artmış olur.

 

İNTERNET SİTELERİ: İnternet giderek yayılıyor. Günlük haber siteleri, aylık edebiyat siteleri, haftalık siteler giderek çoğalıyor. Bu sitelere gelen/gönderilen yazıları da elbette edebiyatçılar okuyacak, kontrol edecek ve değerlendirecek. İnternet giderek büyüyen dev bir sektör olma yolunda. Edebiyatçılar bu sektördeki yerlerini şimdiden almalı. Meselâ bizim ESKADER’e bağlı olarak yayın yapan www.sanatalemi.net sitemizde 30 civarında köşe yazarımız var. Editörlerimiz, muhabirlerimiz var. Bir de www.medeniyetimiz.com sitemiz var. Buralarda yazanlar, çalışanlar şimdilik gönüllü. Ama yarın öbür gün bu tür sitelerde profesyonel olarak çalışanlar olacaktır. Dergi çıkarmaya çok meraklı olan öğrencilere internet sitesi hazırlamalarını tavsiye ediyorum. Zira zahmeti daha az, fakat etkisi daha fazladır. Edebiyatçılar interneti ihmal etmemeli, sitelere edebî yazılar yazmalı ve güçlerini bu alanda da göstermeliler.

 

KAYMAKAMLIKLAR: İlçelerimizin kaymakamlıklarında edebiyatçılar çalışabilir. Kaymakamlık bünyesinde Kültür Müdürlükleri vardır veya olmalıdır. En azından edebiyat mezunları, kaymakamlıkların basın ve halkla ilişkiler bölümünde de emek verebilirler. Konferanslar düzenleyebilir, kültürel faaliyetler hazırlayabilirler.

 

KİTAPÇILAR: Bir edebiyatçının zevkle çalışabileceği en güzel alanlardan biri de kitapçı dükkânlarıdır. Birikimiyle, kültürüyle edebiyatçı müşterilerle daha rahat bir diyalog kurabilir, kitapseverleri yönlendirebilir ve onlarla sohbet edip kitaplara daha çok ısındırabilir. Kitapları en çok tanıyanlar edebiyatçılardır veya öyle olmalıdır. Ben kitapçı olsam, kasaya da mutlaka bir edebiyatçı oturtmak isterim. Çünkü müşteriye gelirken ve ayrılırken gösterilecek bir güleryüz, onu mekâna daha çok bağlayacak. Ve artık o kişi, bizim dükkânının müdavimi olacaktır. Edebiyatçılar! Kitapçı dükkânlarını sakın boş bırakmayın. Dört tarafı kitaplarla kuşatılmış yerlerde ömür boyu huzur içinde çalışmak istemez misiniz?

 

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI: Turizmde de edebiyatçılar istihdam edilebilir. Lisan bilen edebiyatçılar, turistik bölgeye gelen yerli ve yabancı konuklara o mahallin kültürel değerlerini daha iyi tanıtabilir. Edebiyatçı, şehrin/ilçenin veya kasabanın yetişmiş şahsiyetlerini, sanatçılarını, bilginlerini tanıtıp sevdirebilir  ve bölgeyi bir cazibe merkezine dönüştürebilir. Turizm böyle ya kültür… Zaten Kültür ve Turizm Bakanlığı, bana göre çalışanlarını mutlaka edebiyatçılardan seçmelidir. Adı üstünde “Kültür”… Eh edebiyatçılar toplumun en “kültürlü” insanlarıdır. Bu konuda iddialıyım. İnanmayanlarla bunu rahatlıkla tartışabilirim. Kültür ve Turizm Bakanlığı yayıncılık da yapmakta, dergi de çıkarmaktadır. O kitapları ve dergileri edebiyatçılardan daha iyi kim hazırlayabilir?

 

KÜLTÜR MERKEZLERİ: Türkiye’de kültür merkezlerimiz çoğalıyor. Her şehirde elbette var ve olmalıdır. Neredeyse her ilçede, mahallede hatta kasabada kültür merkezleri kuruluyor. Düşünülsün ki, İstanbul’da sadece Üsküdar’ında en az on büyük kültür merkezi bulunuyor. Her kültür merkezinin başına bir edebiyatçı yakışmaz mı? Elbette oranın hakkını en çok verebilecek olanlar edebiyatçılardır. Öyleyse edebiyat mezunları çevrelerindeki kültür merkezlerini kollamalı ve oraya müracaat etmeliler. Baktılar ki kültür merkezi yok. O zaman da sivil  toplum kuruluşlarını, basını ve etkili çevreleri harekete geçirerek o bölgeye bir kültür merkezi kurdurmalı. Sonra da başına geçip hizmet vermeliler. Ne zekice ve güzel bir çözüm değil mi? :) Unutmadan söyleyeyim Kültür Bakanlığımız artık yurtdışında da dört başı mâmur kültür merkezleri kuruyor. Giderek sayıları artan Yûnus Emre Kültür Merkezleri, âdeta dünyada Türk kültürü ve sanatının temsilcisi konumundadır.

 

KÜTÜPHANELER: Kütüphanelerde elbette kütüphanecilik mezunları çalışmalı. Ama ya mezunları yetmiyorsa, veya edebiyatçıların bulunduğu yerde o bölümün mezunu yoksa ne olacak, elbette ki edebiyat mezunları kütüphanelere geçip kitapseverlere yardımcı olacak. Kitap meraklılarına yol gösterecek, ödev için gelen öğrencilere mihmandarlık yapacaklar. Yetmez, sade vatandaşları yönlendirecek, kitapla buluşturacaklar. Kütüphaneler edebiyatçıların en değerli mekânlarıdır.

 

MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI: Milli Eğitim Bakanlığı, zaten edebiyat mezunlarını öğretmen olarak okullara tayin ediyor. Ama benim kastım o değil. Onun dışında Milli Eğitim Bakanlığı, bünyesine daha çok edebiyatçı almalıdır. Bakanlık adına çıkarılan dergilerin editörleri, yöneticileri edebiyatçılardan oluşmalıdır. Bakanlığın yazışmalarını, büro hizmetlerini bile edebiyatçılar çok daha iyi yapabilir. Ama aslolan yazı faaliyetlerinde edebiyatçıların istihdam edilmesidir. Bilhassa hizmet içi eğitimlerde görevlendirilebilir edebiyatçılar. Meselâ Osmanlı Türkçesi, Diksiyon, Medya Okur Yazarlığı ve İstanbul gibi derslerde, kurslarda edebiyat mezunları çok başarılı olabilir. Bir de şimdi Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde Ar-Ge (Araştırma Geliştirme) Birimi kurulmuş ki tam edebiyatçılar için biçilmiş kaftan. Bir bakıma bakanlıktaki bütün kültür faaliyetlerini bu birim düzenliyor. Öyleyse edebiyat mezunları bir an önce Ar-Ge Birimlerine müracaat etmeli. Milli Eğitim Müdürlerimiz edebiyatçılardan istifade etmeyi unutmamalıdır. 

 

MUSAHHİHLİK (DÜZELTMENLİK): İşte edebiyat mezunlarının gözü kapalı yapabilecekleri en güzel işlerden biri: Musahhihlik. Basındaki en meşhur musahhihlerin (düzeltmenlerin) şair ve yazarlardan, edebiyatçılardan seçildiklerini biliyorsunuz değil mi? Ömrü boyunca kelimelerle dans eden edebiyatçılar, harf hatalarını binlerce (!) kilometre öteden görür, fark eder ve düzeltir. Benden hatırlatması… Bugün gazetelerimiz tashih hatalarıyla, dil yanlışlarıyla dolu çıkıyorsa, bunun en büyük günahkârları ‘tashih servisleri’ni kaldırtan yayın yönetmenlerinindir. Bunu da buradan ilan ediyorum, duyula!.. Bir de bağımsız çalışmak mümkün. Bâbıâli’nin yegâne musahhihlerinden merhum Celalettin Bilginer, Cağaloğlu’nda bir tashih bürosu açmış ve ömür boyunca ekmeğini yayınevlerine kitap tashihi yaparak kazanmıştı. Birkaç edebiyatçı, Cağaloğlu’nda küçük bir yer kiralayarak bir tashih bürosu kurabilir.

 

MÜZELER: Müzeleri en çok sevenler kimler? Edebiyatçılar. Yine müzeleri en çok gezenler kimler? Tabii ki şair ve yazarlar, edebiyatçılar… Öyleyse edebiyat mezunları müzeleri ölü hâllerinden hayata geçirebilirler. Vatandaşlarımızın ilgisini bu talihsiz yerlere çekebilirler. Hele şair ve yazarlar adına kurulmuş müzelere edebiyatçı müdürler ne kadar yakışır değil mi? Meselâ Hüseyin Rahmi Gürpınar Müzesi’nde İstanbul, Marmara veya Mimar Sinan edebiyat fakültelerinden mezun birisi getirilse o müze daha çok canlanmaz mı? Hatta orada görev alan edebiyatçımız, Hüseyin Rahmi hakkında araştırmalar yapmaz mı, bunları yayınlamaz mı, böylece kültür hayatımız daha fazla canlanmaz mı? Bir de özel müzeler kuruluyor şimdi. Yahya Kemal Müzesi, Orhan Kemal Müzesi gibi… Oralarda da çalışmak mümkün.

 RADYOLAR: Radyolar, medyanın en mutena araçlarıdır. Bir edebiyatçı, radyolar için çok iyi programlar hazırlayabilir. Okunacak edebî metinleri, şiirleri vukufiyetle seçebilir. Vefat etmiş sanatkârlar, edebiyatçılar hakkında programlar düzenleyebilir, yaşayan şairleri, romancıları, hikâyecileri, müzehhipleri, hattatları, ressamları, ebrucuları, bestekârları hazırlayacağı kültür sanat programına dâvet edebilir ve unutulmayacak nefis programlara imza atabilir. Radyo yöneticileri edebiyatçıların birikiminden daha fazla istifade etmeyi düşünmeliler. Bu onların (yani radyoların) da hayrına olur,  benden hatırlatması…

 REDAKTÖRLÜK: Türkçeye hâkim olanlar iyi redaktörlük yapabilir. Gazetelerde de, dergilerde de, yayınevlerinde de, radyolarda da, internet sitelerinde de böyledir. Dört yıl boyunca Türkçenin inceliklerini değerli hocalardan görmüş ve öğrenmiş olan Türkologların gözünden hata kaçabilir mi, kelime tekrar mümkün mü, cümle düşüklüğü olabilir mi? Velhâsıl-ı kelâm, iyi bir edebiyatçıyı sorumlu kılın, ondan sonra bakın redaksiyon işi nasıl tıkır tıkır yürüyor. İnanmazsanız deneyin, görün.

 SAHHAFLAR: Ah sahaflık… Kitapçılığın dedesi, pîrî. Büyük sahaflar büyük âlimlerdi eskiden. Fuad Köprülü ile ilmî mücadeleler yapan Raif Yelkenci’yi düşünelim. Başta İstanbul’un olmak üzere memleketimizin kıymetli sahafları! Dükkânlarınıza elemanlar alıyorsunuz değil mi? Bugüne kadar hiç edebiyatçı istihdam etmeyi düşündünüz mü? Görün o zaman dükkânınızın hâsılatı nasıl üçe beşe katlanıyor. Ben şahsen edebiyatçıların çalıştığı sahaf dükkânlarını daha çok ziyaret etmek isterim. Oradan daha rahat bir şekilde alışveriş yapabileceğimi düşünüyorum. Çünkü en azından lisânımdan anlayan bir sahaf vardır orada. Yani “sahaf- ı bîinsaf” değildir, bilirim. Bu muhterem ve mübarek mesleği canlı tutacak ve geleceğe taşıyacak olanlar edebiyatçılardır. Böyle biline!

 

SİNEMA: Sinemanın temelinde edebiyat yatıyor. Her filmin mutlaka bir hikâyesi vardır. Hikâyeyi de edebiyatçılar yazar veya seçer. Senaryo çalışmalarına katkıda bulunulabilir. Yeni senaryolar kaleme alabilir. Sinema ile edebiyatın birlikteliliğinden büyük eserler doğar. Edebiyatçılar, sinemayı da ihmal etmemeli, ciddi yönetmenlerle görüşüp mükemmel senaryolar yazmalılar.

 

ŞİRKETLER: Ekonomiyi ellerinde tutan şirketlerin basın ve halkla ilişkiler bölümlerinde edebiyatçılar ciddi mesai verebilir ve sözkonusu şirketlerin tanıtımına katkıda bulunabilirler. Şirketlerin neşrettikleri dergileri en iyi edebiyatçılar hazırlayabilir. Resmi kurumların da öyle. İDO, THY ve DDY gibi kurumlar dergiler çıkarıyor. Bu dergilere edebiyatçıların eli değmeli. Hem muhteva olarak hem de teknik bakımdan dergiler güzelleşmeli. Şimdi de iyi ama o zaman görün nasıl daha kaliteli çıkıyor.

 

TAKVİM: Edebiyatçılar orijinal fikirlere sahip meslek grubu mensuplarıdır. Sadece mevcut işlerde çalışmak yerine yeni iş alanları kurabilirler. Türkiye’de yüzlerce takvim var. Ama bir edebiyat takvimimiz yok. Niçin masalar için, duvarlar için edebiyat takvimleri yapılmasın. Büyük ilgi göreceğini düşünüyorum. Bu konuya meraklı olanlara destek olabilirim. Düşünebiliyor musunuz? 1 Ocak’tan 31 Aralık tarihine kadar edebiyat bilginleriden, şair ve yazarların biyografilerinden, meşhurların özlü sözlerinden ve eserlerinden meydana gelen muhteşem bir takvim. Hangi edebiyatsever almaz ki? Ama iyi hazırlanmalı ve ciddi bir yayınevine veya gazeteye bu proje sunulmalıdır.

 

TELEVİZYONLAR: Televizyonlar, edebiyatçı istihdam ettikleri zamanlarda en muhteşem programlara imza attılar. Meselâ TRT Tarık Buğra ile Küçük Ağa gibi unutulmayan bir diziyi milletimize armağan etti. Sabahat Emir’in Gönül Dostları ve Aile Bağları dizileri hâlâ konuşuluyor. Rasim Özdenören’in Çok Sesli Bir Ölüm’ünü unutmak kabil mi? Attilâ İlhan ve Tarık Dursun K.’nın senaryolarını yazdıkları diziler, filmler zevkle seyredildi. Örnek çok… Selim İleri, Hilmi Yavuz, Beşir Ayvazoğlu, İskender Pala ve diğer edebiyatçıların katıldığı kültür edebiyat programları nasıl da seyrediliyor görüyoruz. Edebiyatçılar televizyonlara büyük katkılarda bulunabilir, çok değerli kültür, sanat ve edebiyat programları hazırlayabilirler.

 

TİYATRO: Edebiyatçılara söz hakkı verilmediği veya az verildiği için tiyatroların ne hale geldiğini gördünüz değil mi? Tiyatro dünyasında her taraf toz duman. Çünkü bugüne kadar gerçek edebiyatçılardan ya yararlanılmadı veya az istifade edildi. İnşallah bu yeni dönemde, tiyatro yönetmenleri, özel tiyatroların yöneticileri edebiyatçıların birikimini fark eder. Ne mi yapar edebiyatçılar tiyatroda? Neler yapmaz ki? En başta oturup güzel bir tiyatro metni yazar, eski yazarların tiyatro metinlerini günümüze aktarır. Dil bilenler oyun tercümesi yapar. Olmadı, çıkar sahnede oyunculuk yapar, hatta oyun yönetmenliğini başarıyla yapar.

 

TÜRK DİL KURUMU: Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu ve diğer resmi kurumlar da edebiyatçılarla zenginleşir ve daha mühim çalışmalara zemin teşkil edebilir. TDK sözlük çalışmalarına ağırlık veriyor. Peki edebiyatçılarımızın dil bilgisini tartışmak mümkün mü? Yapılacak şey sadece o müesseselere müracaat etmek ve özgeçmişimizi kurum yöneticilerine sunmak.

ÜNİVERSİTELER: Neredeyse her ilimizde bir üniversite var. Çoğunda da Fen-Edebiyat Fakülteleri mevcut. Fakültelerde de Türk Dili ve Edebiyatı bölümleri açık. Yüksek lisans, doktora, doçentlik ve sonunda profesörlüğün kapıları sonuna kadar açık. Ama basamak basamak yükselmek gerekiyor. Edebiyat mezunları mümkünse bir üniversitede yüksek lisans imtihanına müracaat ederek akademik hayata ilk adımlarını atmalıdır.

VAKIFLAR: Vakıflar çoğalıyor ülkemizde. Her geçen gün yeni yeni vakıflar kuruluyor. Tabii bu vakıflarda ehil insanlara ihtiyaç var. Bilhassa edebiyatçılara. Vakıf müessesesinin ehemmiyetine inanan, bu kurumun ne demek olduğunu, nasıl bir sorumluluk hissi taşınması gerektiğinin şuurunda olan edebiyatçılar, mensup oldukları vakıflarda büyük hizmetler verebilirler. Vakıfların hizmet yeri olduğunu bildikleri için, fedakârlıklar gösterecek ve fazla mesai ile hizmet verecekler. Evlerine de iş taşıyacak ve vakıfların topluma daha çok kültürel değer katması için olağanüstü bir çaba içinde olacaklar.

 
VALİLİKLER: Türkiye’mizde kültür hayatını en canlı tutan kurumların başında şükürler olsun ki valilikler geliyor. Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül’ün başlattığı “Türkiye Okuyor!” kampanyasını düşünelim. İdealist, gayretli ve kültürlü valilerimiz olmasaydı bu kampanya güme gitmişti. Şükürler olsun ki, mesuliyet hissi taşıyan, kitap âşığı valilerimiz var ve onlar sayesinde irfanımız canlanıyor ve muhteşem medeniyetimizin farkına varılıyor. Valilikler, edebiyatçıları bilhassa Kültür Müdürlüklerine, Halk Eğitim merkezlerine almalı ve seçkin hizmetlerin yayılmasına bu şekilde katkıda bulunmalıdır.

 

Bu yazı toplam 17624 defa okundu.
M.EMİN OÇAR
hatırlatma
hocam dediklerinizin yaptıklarınızın hepsi doğru fakat şöyle bir durum var. bu kadrolar için genellikle farklı fakülteden mezun alıyorlar özellikle işletme iktisat gibi böyle olunca da karamsar bir tablo çıkıyor ortaya. saygılarımla bir edebiyatçı...
18 Aralık 2012 Salı Saat 11:20
Şu An Sitede
21 Kişi Online
SİTE ANKET
Sitemizi nasıl buldunuz?
Çok İyi
İyi
Orta
Kötü
Çok Kötü
DÜNÜN MANŞETLERi
ETKiNLiKLER  + Ekle 
ARŞİVDE ARA
ÇOK OKUNANLAR